"Bırakmak, gitmek, değişmek ve yer değiştirmek (geride bıraktığımız kişilere göre) derin ihanetlerdir, ama bu biricik hayatımızın da ( bizi ileriye götürecek) geniş yelkenleridir bana kalırsa."
Bir diğer tuhaflık da, yazarımın erkek olması... Belki de bu yüzden öykülerimin sonunda hep dayak yiyorumdur... Ara sıra düşünmedim diil... Yazarları erkek olmasaydı, belki Asiye finalde kurtulurdu; Çalıkuşu Feride, bugün milli eğitim bakanı filan olurdu... Yalan mı konuşuyorum anacım, nerden bilicez? Kalem o çocuğun elinde, istemese beni dövdürtmez, ben abimle babamı döverim...
Zaten bu yüzdendir ki, biz geri zekalı mahalle ahalisi olarak, dul kadınlara "mesut yuva yıkıcısı muhtemel orospular", bekâr erkek evlerine de "ülke yıkıcısı muhtemel terorist yuvalar'" gözüyle bakarız... Ama eğer karısını balkondan sarkıtan herif, bi gün azıp karıyı aşağıya bırakırsa... Adama "Cinnet geçirmiş, kader kurbanı" kadına ise duruma göre "orospu" veya "bahtsız" adı veririz..
Hayat böyle bişey mi yani? Kızlar koca bulup yavrulamaya, erkekler sıfır Tempra alıp, koyu Fenerbahçeli olmaya mı geliyo bu dünyaya? Yaşam dediğin sanattr... Sırf evin içinde geçse bile... İnsan hoş bi yemek keşfeder, değişik bi çiçek yetiştirir...