"Bir kadının tek bir kelimeyi fısıldayıvermesi, kendilerinden bahsetmek için harcadıkları binlerce ve milyonlarca diğer kelimeden daha fazla sempati uyandırırdı."
"'Parya' diye bir kelime vardır. İnsan toplumunda bu kelime başarısızları, ezikleri, ahlaksızları belirtmek için kullanılır. Ben doğduğumdan beri kendimi bir parya gibi hissettim ve toplumun da böyle damgalanmaya layık gördüğü biriyle tanıştığımda her zaman derin bir şefkat duygusu hissederim. Şefkatim o kadar derindi ki bazen kendimi ona sessiz bir hayranlık duyarken yakalardım."
"Mutluluk fikrimin diğer herkesin mutluluk fikriyle tamamen çelişmesinden korkuyorum. Bu korku beni tüketiyor, bazen geceleri kıvranmama, acı içinde inlememe, deliliğin eşiğine gelmeme neden oluyor."
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç” adlı eseri, toplumsal eleştiriyi mizahla harmanlayan ve toplumun gülünçlüklerini eğlenceli bir dille biz okurlara sunan önemli bir roman. Halley Kuyruklu Yıldızı’nın Dünya’ya yaklaşmasıyla toplumda oluşan korkular ve hurafeler, kitabın ana atmosferini oluştursa da ele alınan meseleler bundan çok daha derin.
Yazar, dönemin İstanbul’unda insanların bilime olan güvensizliğini, hurafelere sarılışını ve gündelik yaşamın absürtlüğünü öyle samimi ve esprili bir şekilde anlatıyor ki bir yandan gülerken diğer yandan “1910’dan günümüze kadar aslında pek de bir şey değişmemiş” diye düşünüyorsunuz. Gürpınar’ın yarattığı karakterler tam anlamıyla hayatın içinden. Hem komik hem de biraz trajik. Sanki hepsini çevremizden bir yerlerden tanıyor gibiyiz.
Romanda, evlilik, kadın-erkek ilişkileri ve toplumsal roller gibi konular da ince bir mizahla ele alınıyor. Yazar, özellikle kadın-erkek ilişkilerindeki kalıplara ve bu kalıpların yarattığı absürtlüklere ayna tutuyor. Bunu yaparken karakterlerin hem kusurları hem de samimiyetleri o kadar güzel aktarılmış ki okurken onlara hem gülüyor hem de sempati duyuyorsunuz. Başta günümüzün “incel” diye tabir edilen kadın düşmanı erkeklerine benzettiğim İrfan Galip zamanla bu sıfattan soyutlanarak bir meftûna dönüşüyor. Zaten bu “incel” tabirinin İrfan Galip karakterine cuk oturduğunu kitaptaki şu satırlardan da çıkarabilirsiniz:
“Kadın düşmanı İrfan Bey, mektubu okurken o kadar yumuşadı ki iki defa, üç defa okumaya doyamadı. Kadınlara karşı o güne kadar olan şiddetli düşmanlığının onlardan layıkıyla yüz bulamadığından ileri geldiğini anladı.” (s. 68)
“Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç” hem günümüzle bağ kurabileceğiniz hem de sizi o dönemin İstanbul’una götürecek eğlenceli bir araç.