Büyük bir kitaplığımız olsun bizim de.
Bu şehre, bu karmaşaya, bu merhametsizliğe, bu gürültüye ayak uyduramayanların sığınabileceği bir kitaplığımız olsun.
Canfeda Konağı'nın kuşakları Paşagil ailesinin acılarını, kırgınlıklarını, yalnızlıklarını, sessiz çığlıklarını, iç yaralarını, öfkelerini, yitirdiklerini ve bastırılmış duygularının anlatıldığı hikâyeler silsilesi hepimizi derinden sarsıyor. Usulca bizi girdabına alan her bir karakterin hikayeleri arasında bocaladığımız, içimizin parça parça bizden koptuğu bir hüzünler durağı...
Kuşaklar arasında birbirini kovalayan kaderin oyunu yakalıyor Canfeda Konağı üyelerini doğduğun ev kaderindir sözünün hayat bulmuş hali gibi. Halide,Handan Hanım,Derviş Ali, Reyhan Hanım, Zeliha, Nihal ve Cihangir'in hikâyeleri bir bir karşımıza çıkıyor, başlarda kopuk kopuk görünse de tüm hikayeler birbirine dokunup teğet geçiyor içten içe en çok da onları yaralarının üzerini örttüğü yerinden. Canfeda Konağı mirasçıları Zeliha, Nihal ve Cihangir'in konağı satılığa çıkarmak için son defa konağa geldikleri gecede herkes kendi hikayesinin trajedik tarafıyla yüz yüze geliyor. Gece, onların hikayesinin yanında bu konağın talihsizliklerinden payını alan Halide, Handan ve Derviş Ali 'nin de hikayesiyle yüzleşiyorlar. Canfeda Konağı'nın şahit olduğu acıklı sonlarla hikayelerde nefesinizi tutacağınız sürükleyiciliğe yelken açacağınız keyifli okumalar dilerim.
Halide, Handan ve Derviş Ali 'ye selam olsun...
Yaraların altı çizilir mi diyeceksiniz evet çizilir çünkü onlar bizim de yaramız oldu.
"Halide Abla geceleri yaşamayı severdi. Kendi yalnızlığına ortak olsun diye gece açan çiçekleri sevdi hep. Kim bilir belki de kendine benzetiyordu o çiçekleri."
"Ben içime dönerim bilirsin. Gidecek başka yerim kalmayınca, içimdeki kör kuyuya."
"Ruh bir kere parçalanırsa tamir olmaz. Bir daha şifa bulmaz."
"Hem her yerdeyim hem hiçbir yerde."
"Kulağa nasıl da trajik geliyor değil mi? Ben ne yaşamayı