Zümrüdü Anka

Zümrüdü Anka
@Bises
Öğrenci
Üniversite - Lisans
235 okur puanı
Nisan 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Tıp fakültesini bırakıp felsefeye devam ettiği günden beri, manalar yüklü bir ses perdesinin, bir iç çekisin, bir yüz kımıldatışın , bir bakışın bazen sayfalarca yazıya bedel ifade kıymetinde, süreç yol aşan, daha zengin ve kökleri daha derin bir semboller sistemi olup olmadığını çok düşünmüştü. Belki ruhun mahrem ürperişlerinin kelimelerden ziyade sese, bakışlara ve tavırlara vurması, onlara süre içinde, lügat manalarına sığmayacak kadar sayısız yorumlama imkanları veren serbest uzanışlarının , bakış veya tavır gibi hareketli ifade vasıtalarında canlı manalarının sarti hâline gelen kımıldanışı ve süreyi bulabilmelerindendir.
Sayfa 21·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Müziğin etkisi...
Bir başka kez, gene aynı yolculuk sırasında, gene aynı okyanus geçilirken, gece de aynı biçimde birdenbire inmiş, ana güvertenin büyük salonunda, Chopin'in bir valsi yükselmişti, gizlice ve gayet yakından bilirdi bu valsi, çünkü aylar boyu öğrenemeye çalışmış ama hicbir zaman doğru düzgün çalmayı becerememişti, annesi piyanoyu bırakmasına bundan razı olmuştu. O geceyi , o geceler ve geceler arasında yitip gitmiş geceyi genç kız işte bu gemide geçirmişti hiç kuşkusu yoktu bundan, bu iş olduğu zaman, ışıltilarla aydınlanmış gökyüzünün altında Chopin'in bu müziği yükseldiği zaman orada bulunmuştu. En ufak bir esinti yoktu ve müzik, gökyüzünün neyle ilgili olduğu bilmeyen bir buyruğu gibi, Tanrı'nın kaynağı belirsiz bir isteği gibi, simsiyah gemide dört bir yana yayılmıştı. Ve genç kız da kendi canına kıymaya, kendini denize atmaya gidecek gibi doğrulmuştu, sonra ağlamıştı, çünkü şu Cholenli adamı düşünmüştü ve birdenbire, onu aşkla sevmediğinden kuşku duymaya başlamıştı, aşkı öykünün içinde kumlarda sular gibi yitip gitmişti de onun için görmemişti, fakat şimdi , denizin ortasında müziğin yükseldiği anda yeniden buluyordu onu... ve sonsuza kadar da onu bulacaktı...
Sayfa 92·Kitabı okudu
Belki Brasillach da gelmişti, ama anımsamıyorum , onu çok özlüyorum. Satre hiç gelmezdi. Montparnasse'li ozanlar vardı, ama hiçbirinin adını anımsamıyorum artık, hiçbiri kalmadı. Almanlar gelmezdi. Politika konuşulmazdı. Edebiyat konuşulurdu. Roman Fernandez, Bazac'tan söz ederdi. Gecelerim sonuna dek dinleyebilirdi insan. Neredeyse tümüyle unutulmuş, neredeyse kanıtlanabilecek hiçbir yani kalmamış bir bilgiyle konuşurdu.
Sayfa 59·Kitabı okudu
Merhaba iyi misiniz? Bunu da ingilizler gibi, virgülsüz, bir gülümseme içinde söylerdi, bu gülümseme süresince savaş bile şakaya dönüşürdü, savaşın getirdiği acı da , direnişte, işbirlikçilik de, açlık ta, soğuk da, işkence de, utanç da şakaya dönüşürdü. Betty Fernandez'se yalnızca insanlardan söz ederdi; sokakta gördüklerinden ya da tanıdıklarından , vitrinlerde kalan nesneler, süt ve balık dağıtımından laf açar, yokluklarla, soğuğa, sürekli açlığa karşı çözümlerden bahsederdi, yaşamın gündelik ayrıntıları içindeydi hep, öylece dururdu, hep özenli, çok sadık ve çok candan bir dostlukla...
Sayfa 59·Kitabı okudu
Her gün birbirimizi öldürmeye çabalıyoruz. Birbirimizle konuşmakla kalmıyoruz, birbirimizin yüzüne baktığımızda yok. İnsan görünmeye görsün, bakamaz artık. Bakmak, bir şeye karşı, bir şey için merak duymaktır, düşmektir. Baktığımız hiç kimse kendisine yöneltilen bakıda değmez. Bakmak her zaman onur kırıcıdır. Konuşma sözcüğü sürgündür. Sanırım burada utancı ve gururu en iyi ifade eden bu sözcük. Ister aile topluluğu olsun, ister başka türlüsü, her topluluk tiksinti vericidir; bizim için alçaltıcıdır. Yaşamı yaşamak zorunda olmanın temel utancı içinde bir aradayız.
Sayfa 49·Kitabı okudu