yasını tutuyorum kararttığım düşlerin
yıpranmış divaneler gibiyim sokaklarda
amansız bir ütopya üfleyen pencereler
lif lif yoluyor dram seyyahı bedenimi
önümde, haksızlığın hesaba çekildiği
hiç kimsenin kimseyi tanımadığı mahşer
arkamda, kare kare ömrümü belirleyen
hatırladıkça yanıp tutuştuğum resimler
…
at vuruldu; içim paramparça rüveyda
gölgelerin ardına sakladım kusurumu
sen orda kayıtsızca gülümsüyor gibisin
ben burda damla damla eriyip akıyorum
yine de, çiğnetemem kimseye gururumu
istenmediğim yeri sessizce terkederim
hatıra kalsın diye bırakır da ruhumu
mahzun bir derviş gibi boyun büker, giderim
youtu.be/XbjhovbPW38?si=...
Neyle karşılaşacağını bilerek pencereye yürüdü, aşağıya baktı. İşte hayatını sonsuza kadar değiştirecek şeyle o an karşılaştı. O andan sonra hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacaktı ki, bunu bilmesi imkânsızdı. Bazen öyle olurdu, hayatını değiştirecek eşikte dikilirdi insan da, kendisini anca otobüs bekliyor sanırdı. Sonra geriye dönüp baktığında, tabii geriye dönüp bakacak kadar aklı varsa, fark ederdi o eşiği. Öyleydi işte tam da. Baktı pencereden ve gördü.
nasıl yaşanıyor bu vesayetli dünyada,
hangi çılgınlar, nasıl dayanıyor buna
kimsenin soyunu sopunu bulmak görevim değil,
kendi öykümü düzenlemek yetiyor bana.