İyilik hakkında duyulan en köklü şüphe, iyiliğin esasen kılık değiştirmiş bir narsisizmden ibaret olduğu. Kendimizi iyi hissetmemize yaradığı için iyilik yapıyoruz. İyilikseverler kendi kendini onaylama bağımlısı.
Mütemadiyen baskıya maruz bırakılan insanlar birbirine yabancılaşır. Kendisi zulme uğrayan çocuğun başkasına zulmetmesi gibi, koşulların baskısı altında ezilenler de baskıcı insanlara dönüşür.
Nefretten arınmış sevgi, duyguların paylaşımını katlediyor. İyilik içgüdüsü diye bir şey varsa, bunun insan ilişkilerinin çelişik niteliğini de bünyesine alması gerekiyor. İnsanın hem kendi içindeki hem başkalarıyla yaşadığı çatışmaları hazmetmesi gerekiyor iyi davranmak için. İyi davranmak, insanları kendi istediğimiz gibi değil de oldukları gibi görmek, insanlara onları bulduğumuz gibi bakmaktır.
Nefret duyulmaz, zarar ve hüsran unsurlarının insan ilişkilerine içkin olduğu kabul edilmezse, iyilik bir tür güvenlik harcına dönüşüyor ve başkalarının duygularını paylaşmak da gerçekten ortak olan duyguların inkar edilmesi halini alıyor.