Bu yaygın yanlışlardan biri özgürlüğü, insanın keyfine göre davranması, arzularını, içgüdülerini dilediğince ve herhangi bir engelle karşılaşmadan doyurması olarak gören anlayıştıir. Haklı olarak bu
tür bir özgürlüğün, özgürlükten çok, onun tam tersi olan kölelik olduğu
ve böyle bir özgürlüğün kabul edilmesi durumunda hayvanları bütün varlıklar içinde en özgür varlıklar olarak görmemiz gerektiği hususuna işaret
edilmiştir. Gerçekten de hayvanların içgüdülerine veya doğal eğilimlerine
göre yaşadıkları ve içinde bulundukları ânın duyumlarına veya iştahlarına göre davrandıkları bilinmektedir. Ancak hiç kimse bundan ötürü onların özgür varlıklar olduğunu düşünmemektedir. Aynı şey, insanlar için de
söz konusudur. Aklı başında hiç kimse tutkularına kendilerini kaptıran,
iştah ve eğilimlerine kendilerini bırakan insanların özgür olduklarını düşünmez; tersine, bu tür insanların içgüdülerinin, tutkularının kölesi olduğu söylenir.
'' İnsan doğası gereği bilmek isteyen bir canlıdır. '' Büyük dinler
bunu ''yasak elma" efsanesi ile dile getirmişlerdir. Yaratılış efsanesinde sözü edilen, bilgelik ağacına, Tanrı'nın aksi yöndeki emrine rağmen
Adem'in yaklaşması, herhalde onun ve onun şahsında tüm insanlığın,
insanın bilme merakına, öğrenme merakına hamledilmelidir. Bu bilginin insana, kendisini cennetten kovdurma yönünde tarihi bir zarar verdiği aşikardır. Öte yandan, onun bu bilme merakı sayesinde özgürleștiği
ve gerçek anlamda ''insan" olduğu da söylenebilir.
Bizim kendi kişisel tarihimizden veya hayatımızdan da geçmişte doğru olduğunu
adeta bir inanç unsuru olarak kabul ettiğimiz ama bugün, artık, doğru olmadığına inandığımız birçok görüşümüz olduğunu biliyoruz (Bu
arada eğer șimdiye kadar böyle bir durumla karşılaşmamışsak bunun
övünülecek bir şey olmadığını söyleyebiliriz).