Hala yaşayan Musa yasası, bin yıldan beri dünyanın yarısını yöneten Muhammet yasası, bunları yapanların büyük
adamlar olduğunu bugün bile gösteriyor bize. Kendini beğenmiş felsefe ya da particilik ruhu bunlara mutlu birer düzmeci gözüyle bakadursun, gerçek politika, onların yapıtlarında o uzun ömürlü kurumlara önderlik eden büyük ve güçlü zekaya hayran kalmaktadır.
Genç bir ulusun sağlam politika ilkelerinin tadına varabilmesi ve devlet yararıyla ilgili ana kuralları uygulaması için,
etkinin etken durumuna geçmesi; kurumun yaratacağı toplum ruhunun bu kurumun kuruluşunu yönetmesi; insanların da yasaların etkisi altında varacakları duruma daha önceden
varmış olmaları gerekir. Böylece, yasacı güce de, akla da başvuramadığı için, zora başvuramadan halkı sürükleyebilen ve
inandırmadan yola getirebilen bir başka güç kullanmak zorundadır.
İşte, doğa yasalarına olduğu gibi, devlet yasalarına da bağlı uluslar, gerek insanın oluşmasında, gerek sitenin kuruluşunda aynı gücü tanıyıp ona serbestçe boyun eğsinler ve
genel mutluluk boyunduruğuna uysalca katlansınlar diye,
ulus babalarını her çağda tanrısal yollara bașvurmaya ve
kendi bilgeliklerini tanrılara mal etmeye zorlayan şey budur
Bu ayrılıklar kabul edilir edilmez görülür ki, toplum sözleşmesinde bireyler bakımından birtakım haklardan vazgeçme diye bir şey yoktur; bu sözleşme ile durumları önceki durumlarına kıyasla gerçekten daha iyi olmuştur ve onlar herhangi bir vazgeçme yerine, yararlı bir değiş tokuş yapmışlardır: Kararsız ve iğreti bir durum yerine, daha iyi ve daha güvenli bir durum; doğal bağımsızlık yerine özgürlük; başkasına zarar verme gücü yerine, kendi güvenliklerini; başkalarının alt edebileceği güçleri yerine, toplumsal birliğin yenilmezleştirdigi bir hakkı seçmişlerdir.
Doğal yaşama halinden toplum düzenine geçiş, insanda çok önemli bir değişiklik yapar: Davranışındaki içgüdünün yerine adaleti koyar, daha önce yoksun olduğu değer ölçüsünü verir ona. Ancak, ödevin sesi içtepilerin, hak da isteklerin
yerini alınca, o güne kadar yalnız kendini düşünen insan
başka ilkelere göre davranmak, eğilimlerini dinlemezden önce aklına başvurmak zorunda kalır. İnsan bu durumda doğadan sağladığı birçok üstünlüğü yitirirse de, öylesine büyük
yararlar elde eder, yetileri öylesine işleyip gelişir, düşünceleri
açılır, duyguları soylulaşır, baştan başa ruhu öylesine yükselir ki, yeni durumun yarattığı kötülükler onu çoğu kez toplum öncesi durumdan da aşağı derekeye düşürmeseydi, kendini bu durumdan bütün bütün çekip kurtaran anı durmadan kutlaması gerekirdi: O anı ki, kendini akılsız ve gelişmemiş bir hayvan durumundan çıkarıp akıllı bir varlık, bir insan haline sokmuştur.