Bu yollarda biz bir borcu ödüyoruz, dersiniz. Yüzyıllardan beri soyulan, sömürülen, yüzyıllar boyunca yalnız mal, yalnız can vergisi için aranan şu bitmiş, şu bilinmeyen Anadolu' ya karşı, çeşmeleri gürülgürül akan Istanbul'un işlediği günahlarin borcunu ödüyoruz.
Bu yıkılış, artik, sadece bir devletin maglubiyeti degildi. Mesnetsiz bir
hayalin sona erisiydi. Bir ruhun, bir zihniyetin tamamen çökügüydü. Bir masal, bir imparatorluk masalı sona eriyordu, Meğer bizim saltanat zannettiğimiz şey, sadece bir gaflet uykusuymus. Bir devlet ve bir zihniyet olarak imparatorluk, daha Cihan Harbi'nden önce ve Balkan yenilgisiyle zaten sona ermiş oluyordu...
Bu perişan kafileler, eski istila ordularının Balkanlarda, Tunada ve daha ötede yerleşip, köy, şehir,kale kuran eski fatihlerin geri dönen çocukları, kalıntılarıydı.
kılıncını çekti,
kolunu yukarı kaldırdı, "Basın" diye bağırdı ve düşman saflarına daldı. Karşısına düşen iki düşman süvarisini devirdi, işte o zaman Paşanın üçüncü hedefi olan düşman süvarisi kısa süvari tüfengini çekti ve Paşanın kalbine nişan aldı. Tetiğe bastı, Paşa’nın kılıcı onun başını uçuracağı zaman kâfirin kurşunu daha evvel yetişti,
dumdum kurşunu kahramanın sırtından şemsiye gibi bir kırmızılık püskür[t]erek çıktı. Mübarek yiğit kahraman bir külçe halinde atının üstünden yuvarlandı.