Cinsler (kadın-erkek) arası ilişkinin niteliği (hayvanî dürtü temeline oturmuş olup olmaması) insanî olgunluk derecesinin tespitinde asla yanılmayan bir kriterdir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
O (İslâm dini), nicelik ve niteliğine (çobanlık yapan göçebe toplumlar, yerleşik medeni toplumlar, yoksul veya refah içindeki toplumlar farketmez) bakmaksızın her topluma bu sahada insanî vasıflara dayanan bir olgunlaşma çizgisi kazandırır.
Peşisıra da bu çizgiyi koruyarak o toplumun tekrar hayvanlık derekesine doğru kaymasını engelleyecek tedbirler alır.
Öyleyse Allah’ın gönderdiği şeriatı yeryüzüne hakim kılmanın görünürdeki başlıca hedefi, yalnızca ahiret için çalışmak değildir.
Zira dünya ve ahiret, gelişim zincirinin, birbirinin devamı niteliğindeki iki halkasıdır.
Allah’ın şeriatı, işte bu iki halka arasında ve insanın hayatı ile kainat kanunları arasındaki uyumu temin etmektedir.
Erkek toprak ile suyun karışımıydı. O halde niçin kadın da çiyden, dumandan, ışık huzmesinden, gökkuşağından geriye kalmış parçacıklardan oluşmuş olmasındı ki? Neyin mümkün olup olmadığını kim bilebilirdi?
Sadık Yalsızuçanlar’la bir Ankara ayazında Hamamönü’nde oturmuşsunuz dersin başlamasını bekliyorsunuz. Hoca dumanı üzerinde kahvesini içiyor. Demini almış zaman, sakin üslubuyla başlıyor birbiri ardına anlatmaya.. Bu kitap bu sohbetin elle tutulur halidir. Kıymeti bilinesi..