Sevgilisi olan bir arkadaş kadar çekilmez yaratık yoktur. Hep bir esrar havası yaratırlar, değil mi? 'Senden çok bahsediyoruz,' derler. Allah belâmı versin benim!
Böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeye hakkım yok mu albayım? Yok. Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: Nasıl? Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım.
Haber aldığımıza göre, uzun zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen insanlık, dün hayata gözlerini yummuştur. Bazı arkadaşlarımız önce bu habere inanmak istememişler ve uzun süre, 'Yahu insanlık öldü mü?" diye mırıldanmaktan kendilerini alamamışlardır. Bu nedenle gazetelerinde, 'İnsanlık öldü mü?' ya da 'İnsanlık ölür mü?” biçiminde büyük başlıklar yayımlamakla yetinmişlerdir. Fakat acı haber kısa zamanda yayılmış ve gazetelere telefonlar, telgraflar yağmıştır; herkes, insanlığın son durumunu öğrenmek istemiştir. Bazıları bu haberi bir kelime oyunu sanmışlarsa da, yapılan araştırmalar bu acı gerçeğin doğru olduğunu göstermiştir. Evet, insanlık artık aramızda yok.
*Gerçek dediğimiz şey ne kadar gerçek, anlattıklarımız ne kadar biz?*
Bu kitapta büyük olaylar yok, dramatik patlamalar yok ama buna rağmen okurken insanın içinde küçük küçük sıcacık izler bırakıyor. Çin'e iş gezisi için gelen isimsiz anlatıcımız Fransız bir iş adamı. Kaldığı otelin tuvaletlerinin temizliğinden sorumlu Bayan Ming ile tanışıp onunla ayak üstü bir sohbete başlıyor. Çin'deki tek çocuk yasasının farkında olan anlatıcımız, kadının anlattıklarının çoğunun yalan olduğunu düşünmesine rağmen (kadını dinlerken içten içe her ne kadar 'Atmaa Ziyaa!' dediğine yemin edebilirim ama kanıtlayamasam daa..:Dd) onunla olan sohbetlerinden de bir türlü kopamıyor.
Okurken insan durup bi düşünüyor - Evet bazen, bazı insanlar hayatlarını 'olduğu gibi' anlatmaz, 'olması gerektiği gibi' anlatır. Belki de bu bir kaçış değil, hayata tutunacağı bir dal, bir dayanma biçimidir, kim bilir... Belki de en sahici hikâyeler, hiç yaşanmamış olanlardır. Sonuçta kimsenin gerçekliğine kimse karışamazzz :-D
Bayan Ming'in anlattıkları belki sona erdi ama bıraktığı o ince sızı ve burukluk hâlâ benimle :') Bazı hikâyeler bitmez; sadece sessizce içimizde yaşamaya devam eder ✿