"Ağır olan zamanın geçmesini beklerken, geçmişin laneti ve geleceğin getireceği arasında şu anı unutur; hafif ise geçmişle geleceğin nüfuz etmemesine çalıştığı şu ana gömülmeye çalışır. Duygularındaki zıtlaşma, derinlik ve yoğunluk karşıtlığın içindedir. Mutlak ağır hep umutsuzluk içinde, geleceğin tamamlayıcı kaderini getiremeyeceğini hissederek batar, mutlak hafif ise geleceğin baş edemeyeceği bir ağırlığı üzerine yığacağını hissederek isteri içinde uçar."
"... bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum, kendime bir yer edinemiyorum, kendime bir yer... Kafatasımın içini, bir küçük huzur adına aynalarla kaplattım, ölü ben'im kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden! paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben."