Ahmet oturdu, başını duvara dayadı.
Bebekken Ahmet'i Mesneviyle uyuturdu dedesi, ninni yerine.
Y atılı okuldan çıktıktan sonra - orada namaz, oruç
zorunluydu - namazı da, orucu da bıraktım. Kuran'ı da hiçbir
zaman doğru dürüst okuyamadım. Esresi, üstünü, şeddesi, yardımedeceğine, hep şaşırttı beni. Ama dindardım. Daha doğrusu,
Allah'ın var olmayabileceğini düşünmemiştim. Sonra bir gün
Allah'ın varlığını, yokluğunu değil de, dindar a·damın Tanrıdan
mükafat beklediği için, cennete)girmek için, ölümsüz bir hayata
kavuşmak için sevap işlediğini---ve cezadan, cehennemden korktuğuiçin günahtan kaçındığını düşündüm. Dindar adamın bu hürriyetsizliği, bu bencilliği, hiç dindar olmamışım gibi şaşırttı beni. Ahmet o gün bu gündür bütün işlerini mükafat kaygısıyla ceza korkusunun dışında yapmaya çalıştı. Yakarnı Tanrının elinden kolayca sıyırmamın nedenlerinden biri de, Anadolu din adamım, işinin üstünde görüp tanımamdır. Bu adam, ne Mevlevi dedeme, ne de
yatılı okulda dinbilgisi öğreten, kravatlı, penseli hocamıza, hatta nede bizim Üsküdar'daki mahalle camiinin nüktesever imarnma
·
benziyordu. Bu adam, masallardaki ejderha gibi çeşmenin önüne
oturup suyunu kesmişti. Yanında, cahilliğin, batı! itikatların,
ikiyüzlülüğün, hoşgörmezliğin, karanlık bir terörün sancağı dalga— lanıyordu