Fatih şıvkın

Locke’un siyasal otorite tarafından tecavüz edilemeyecek bu temel insan haklan kuramından bir başka ünlü kuramı, hoşgö­ rü kuramı çıkar. İnsanlann devlet halinde birleşmelerinin biricik nedeni onların dünyevî iyilikleri, yani hayat, özgürlük ve mülkle­ rine istedikleri gibi tasarruf etmek, onlardan yararlanmak arzu­ lan ve haklarıdır. O halde insanlar toplum sözleşmesinde siyasal iktidara bu iyileri koruyabilmek için gerekli olduğu ölçüde güç devrederler. Buna karşılık ‘toplumun yetki alanına girmeyen ve ona tabi kılınması gerekmeyen herkesin ruhunun bakımı ve göğe ilişkin şeyler, herkesin kendisine bırakılmak zorundadır’. Siyasal iktidar, bireyin ruhunun kurtuluşu konusunda onun kendisinden daha fazla bilgiye ve ilgiye sahip olamaz. Kısaca dini inançlar, fel­ sefi görüşler vb. siyasal iktidarın veya devletin ilgi ve yetki alanın­ da değildirler. Devletin amacı yurttaşların canlarım, özgürlükleri­ ni, mallarım korumaktır; onların öbür dünyadaki kurtuluşları ile ilgilenmek onun üstüne vazife değildir. Bugünkü demokrasimizin temelinde yatan ilkelerin, fikirle­ rin çoğunun Locke’ tan geldiğini söylememizde bir yanlışlık yok­ tur. Örneğin daha önce birkaç kez işaret etmiş olduğumuz gibi egemenliğin tek bir elde toplanmaması, birbirlerini denetleyen ve dengeleyen kuvvetlere ayrılması fikrinin mimarı Locke’ tur. Ger­ çi bugünkü şekliyle güçlerin yasama, yürütme ve yargı olarak üçe ayrılması görüşünün kendisi Locke’tan değil Montesquieu’ dan gelmektedir. Locke’ un kendisi yukarda işaret ettiğimiz gibi esas olarak iki güçten, yasama ve yürütme gücünden söz etmektedir. Ancak Locke zaman bakımından Montesquieu’ dan öncedir ve diğer XVIII. yüzyıl Fransız düşünürleri, örneğin Voltaire, Rous­ seau üzerinde olduğu gibi Montesquieu ve onun kuvveder ayrı­ mı görüşü üzerinde de en
Düşünce
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Locke bireylerin doğal durumu terk edip bir sözleşme ile me­ deni duruma geçmelerinin nedeninin, canlarını, özgürlüklerini ve mülklerini daha iyi koruma düşünceleri olduğunu söyler. Bu, in­ sanların bu temel haklan ve özgürlüklerinin egemen güç veya devlet tarafından ellerinden alınamaz şeyler olduklan anlamına gelir. Bireylerin haklan kavramının ancak medeni duruma geçtik­ ten sonra söz konusu olduğunu düşünen Hobbes ve Rousseau’ dan farklı olarak Locke bu hakların doğal durumda da var olduğunu ve onlann medeni durumda ancak güçlenerek korunacaklarını, dev­ letin varlık nedeninin bu haklann güvence altına alınması olduğu üzerinde ısrar eder. Bu görüşten çıkan bir başka sonuç, devletin, müdahale etmemesi gereken bu doğal ve temel haklar alanına te­ cavüz etmesi durumunda bireyler tarafından bu tecavüzü önleme ve devlete karşı direnme hakkının var olduğu görüşü olacaktır.
Düşünce
Tann Devleti Egemenliğin kaynağına ve meşruiyetine ilişkin olarak insanlık ta­ rihinde en uzun ömürlü olmuş olan, hatta zamanımızda bile tek- tantıcı dinlerin, özellikle İslam dininin mensuplan arasında hala hüyük ölçüde taraflar bulmaya devam eden önemli bir kuram, teokratik kuramdır. Bu kuramın savunucularına göre her türlü egemenlik gibi siyasi egemenliğin de kaynağı Tann’dır (La hukm dia l’illah: Egemenlik yalnızca Tann’ya aittir). Buna bağlı ola­ 194 • Siyaset Felsefesi rak devletin meşruiyeti onun Tann’nın iradesinin yer yüzünde gerçekleştirilmesinin aracı olmasında yatar. Devletin yasaları ise Tanrinın iradesinin sonucu olan ve Tanrinın temsilcileri olan peygamberleri aracılığıyla kutsal kitaplarda insanlara bildirilen ya­ salar, yani ilahi yasalar, şeriatlerdir. Bu kuramda egemen varlık, otoritesini, yönettiği bireylerin kendilerinden almaz ve onlara karşı sorumlu değildir. Çünkü onun kaynağı topluma ve bireyle­ re aşkın bir ilkede, Tanrinın iradesinde bulunur. Öte yandan bu kuramda devlete karşı itaatsizliğin aym zamanda Tann’ya karşı bir küfür anlamına geleceği açıktır. Bu kuramın iki versiyonu vardır. Burada egemen ya eski Mısır, Mezopotamya devletlerinde, imparatorluk dönemi Roma’ sında olduğu gibi bizzat Tann’mn kendisidir (Mısır’ da Firavunlar ken­ dilerini Tann Horus’un dünyevî kişileşmesi olarak görürlerdi. Eski Mezopotamya devletlerinde ve imparatorluk dönemi Ro- ma’ smda da krallar, aym zamanda Tanrılar olarak kabul edilirlerdi) veya Tann’mn yeryüzündeki temsilcisi, vekilidir (Bu da eski Avru­ pa'nın Hristiyan krallan ve imparatorlan ile bazı İslam devletleri­ nin halife anlayışında kendisini göstermektedir. İslam dünyasın­ da halifelerin zamanla Peygamber’in vekilleri, halifeleri olmak­ tan çok Tann’mn bizzat kendisinin halifeleri, O’nun yeryüzünde­
Düşünce
Yukarıda işaret ettiğimiz gibi bir siyaset kuramının ilk sorunu, devletin gerekli olup olmadığı sorunudur. Bazı düşünürler insan­ ların devlet olmadan da adil ve uyumlu, banışcıl bir düzen için­ de yaşayabilecekleri, insanların üstünde bir devlet sisteminin ku­ rulmasının onlara zarar verdiği ve kötülük ettiği kanısındadırlar, Bu görüşe felsefi anlamda anarşizm, bu görüşü savunanlara da felsefi anlamda anarşist denir. Felsefe tarihinde çeşitli filozoflar farklı biçimlerde benzer görüşler ileri sürmüşlerdir, örneğin Sofisder bu filozoflardan­ dır. Onların yaptığı temel ayrımlardan biri ‘doğa-yasa’ ve ‘doğal pîan-yasal olan’ ayrımıdır. Sofisder genel olarak doğal olanı in­ sanın özüne uygun, dolayısıyla doğru ve iyi olarak kabul ederler. Yasal olan ise onlara göre insanın özüne aykırı, yalnızca toplu­ mun ve uylaşımın (convenJion) sonuçlan olan şeydir ve dolayısı ile yapay ve kötüdür. Örneğin kölelik, bazı Sofisdere göre, işte böy­ le yapay bir kurum olup doğada kendisine rasdamadığımız, do­ layısıyla ortadan kaldırılması gereken bir kurumdur, öte yandan bu tür yapay, insan elinden çıkma, toplumun ve uylaşımın sonu­ cu olan kurumlann başında devlet gelir. Kiniklerin, uygarlığın her türlü ürününü değersiz bularak ÜSddettiklerini daha önce belirtmiştik. Bıf ürünler içinde, onlara göre, özel mülkiyet, evlilik, aile, kölelik ve din vardır. îşte devlet ve yönetim de, Kiniklere göre, uygarlığın sonucu olan yapay ve insan doğasına aykırı kuruml ardan dır. insanın diğer şeyler yanın­ da, eğer mudu olmak istiyorsa, devletten de kaçması gerekir. Epikuros’un aym ölçüde olmasa da yine devlete karşı bir tu­ tum içinde olduğunu söyleyebiliriz. Onun hazları, i) doğal ve zo­ runlu; ii) doğal, fakat zorunlu olmayan ve nihayet iii) ne doğal, ne de zorunlu olan hazlar olarak üçe ayırdığını
Düşünce
Zamanımızda devletin işlevi ve görevleri konusunda gerek dünyada gerekse ülkemizde ateşli tartışmalar yapılmaktadır. Dev­ leti meşru ve gerekli bir kurum olarak görenlerin bazıları, onun görevini dış ve iç güvenliği ve yargı işlevini yerine getirmekle sı­ nırlı tutmak istemektedirler. Bunlara göre devlet kısaca ordu, po­ lis ve mahkemelerdir. Buna karşılık başka bazılan devletin, yurt­ taşların eğitimi, sağlığı ile de ilgilenmesi gerektiğini düşünmek­ tedir. Bazılan bunlara, devletin toplumda zayıf durumda bulu- nanlan koruması, yoksullara gelir aktarımı yapması görevlerini de eklemektedir. Böylece ‘hukuk devleti’nin yanında ‘sosyal dev­ let5 kavramı ortaya çıkmaktadır. Başka bazdan daha da deri gjde- rek devletin ekonomik hayata müdahale etmesi, hatta ekonomik hayatı tamamen kendisinin yönetmesi gerektiğini söylemektedir (devletçi akımlar ve komünizm).
Düşünce