Bu ataerkil enlemlerde derler ki,çocuk ağlıyorsa korkacak bir şey yoktur ama yetişkinler ağlıyorsa -o zaman vardır. Ya aynı anda hem çocuk hem yetişkinsen ve babanın ölmekte olduğunu daha yeni öğrenmişsen…
“Çiçekler aslında ölülerin gizli periskopları değil midir? Acaba ölüler dünyayı toprağın altında çiçeklerin saplarından mı izlerler?
Evet,babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.”
Yazar ‘Salinger’ hepimizin birebir yaşadığı o buhranlı ergenlik dönemini baş karakter Holden’ın ağzından anlatıyor. Bu kitabı ergenlik dönemimi yaşarken okumayı daha çok isterdim çünkü o süreçte hepimize anlamsız gelen öfke patlamaları,duyguların karmaşıklığı, gel git ruh hallerimizin sadece bize özgü olduğunu sanırdık
“yani ben öyle sanırdım” ama kitap bu buhranın aslında ergenliğin doğal bir süreci olduğunu gözler önüne seriyor. Aslında kitabın beni en çok etkileyen paragrafı ve Holden’ın bu dönemde gençlere yardım etmek istediği o paragraf:
"Hep, büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta -yetişkin hiç kimse, yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim."