Sonunun neler getireceği bilinmeyen, neler sakladığı tahmin edileme-yen, fakat herhalde sırlar, muammalar, tehlikelerle dolu yolculuğuma işte bu ruh halleri içinde devam ettim.
Milletlerin hayatlarında her ülkü, az çok hayal ile süslenir. Her idealist de, az çok bir hayal adamıdır. Gerçi bu idealist; bir kurtarı-cı, yeni bir devlet kurucusu, yani gerçek bir Liderse, asıl yığınları saran hayal ve heyecan dalgaları arkasında o kendi hesaplarını, şartların gerçeklerine uyduracak ve ona göre eylemler düzenleyecek, yön tayin edecektir.
Meydana önce talimgâhın kumandanı geldi. Biraz sonra etrafinda maiyeti ile genç bir paşa göründü. Ilk önce safların önünden geçti. Sonra safların uçları kırılarak bir kale nizamı meydana getiril-di. Bu dörtgenin ortasında bu genç paşa bir zaman sessiz kaldı. Gergin ve donuk yüzünün hiçbir ifadesi yoktu. Galiba bir şeyler düşünüyor, bir şeyler söylemek istiyordu. Nihayet söyledi. Bütün nutku o kırık dökük birkaç cümleden ibaretti. Önce:
- Hepiniz öleceksiniz! dedi.
Sonra bu cümleyi eksik buldu. Sözlerini:
— Hepimiz öleceğiz!
diye tamamladı ve ilave etti:
- Vatan kurtulacaktır!
Bütün nutuk (demeç) hemen hemen bundan ibaret kaldı.