Avukat bana ne demişti? Kürek mahkûmluğu! Ah! Evet, bin kere ölmeyi yeğlerim! Zindana idam sehpasını; cehenneme hiçliği; boyuna takılan o demir halka yerine Guillotin’in bıçağını yeğlerim! Kürek mahkûmluğu mu aman Tanrım!
Başucumun hizasında, içinden bir ok geçen, yanıp tutuşan iki yürek var ve yukarıda şunlar yazılı: Yaşama Sevgisi. Herhalde zavallının düşleri pek uzun sürmemişti.
Yazdığım şeyler, belki de yararsız olmayacaklar. Eğer “bedensel” bakımdan yazmayı sürdürmemin olanaksızlaştığı âna kadar yürütme gücüne sahip olursam, saati saatine, dakikası dakikasına her işkenceyi yazdığım bu acılarımın günlüğü; duygularımın, kuşkusuz bitmeyecek, ama yine de olabildiğince eksiksiz kalacak olan bu öyküsü, kendisinde, büyük ve derin bir anlam taşımayacak mı? Bu can çekişen düşünceler tutanağında, durmadan artan acılarda, bir idam mahkûmunun zihinsel otopsisinde, yargı kararını alanlar için birden çok ders olmayacak mı? Başka bir kez, düşünen bir başı, bir insan başını adalet terazisi adını verdikleri şeye atmaları söz konusu olduğunda, bu yazdığım şeyler onların daha insa ı olmalarını sağlayabilir.