Stefan Zweig’in Satranç kitabı genel olarak akıcı ve düşündüren bir hikâye sunuyor. Kitap boyunca insanın yalnızlıkla, baskıyla ve kendi zihniyle mücadelesi güzel şekilde işlenmiş. Özellikle Dr. B karakteri üzerinden psikolojik
gerilim çok iyi hissettiriliyor.
Kitaptan kısaca bahsedecek olursak, anlatıcı New York ile Buenos Aires arasında yolculuk yapan bir gemide seyahat ediyor ve dünya şampiyonu olan bir oyuncu ile tanışıyor. gemideki insanlar ile beraber bu oyuncuya karşı galip gelmeye çalışıyorlar.
Ama açıkçası kitabın sonu beni tam olarak tatmin etmedi. Hikâye boyunca yükselen bir beklenti var ve sanki daha büyük, daha çarpıcı bir final gelecekmiş gibi hissediyorsun. Ben de sonuna daha fazla anlam yüklemiştim, daha derin bir kapanış bekliyordum. Ancak final biraz daha sade ve kısa tutulmuş, bu da bende hafif bir burukluk bıraktı.
Yine de bu durum kitabın değerini tamamen düşürmüyor. Zweig’in anlatımı hâlâ güçlü ve kitap kısa olmasına rağmen insanın zihninde iz bırakmayı başarıyor. Sadece beklentiyi biraz fazla yükseltince, sonu o etkiyi tam veremiyor diyebilirim.
Genel olarak okunmaya değer ama sonundan çok şey beklememek belki daha iyi bir deneyim sağlayabilir.
Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.