'İnsanların büyük çoğunluğu yüzmeyi öğrenmeden yüzmek istemez.' Ne anlamlı bir söz, değil mi? Yüzmek istememeleri doğal, çünkü karada yaşamak için yaratılmışlar, suda değil. Ve düşünmek istememeleri de doğal, çünkü yaşamak için yaratılmışlar, düşünmek için değil! Evet, kim düşünürse, kim düşünmeyi kendisi için temel uğraş yaparsa, bunda ileri bir noktaya ulaşabilir; ne var ki, karayla suyu değiş tokuş etmiştir böyle biri ve bir gün gelir suda boğulur."
Öte yandan şunu da anlamıştım ki, karamsarlığının temelinde dünyayı değil, kendi kendini küçümsemesi yatmaktaydı; çünkü kurum ve kişiler üzerinde ne kadar acımasız ve kıyıcı konuşursa konuşsun, asla kendini dışarıda tutmuyor, eleştiri oklarını yönelttiği, aşağılayıp yadsıdığı ilk kimse her zaman kendisi oluyordu.
Ölen birine bir iki gün sonra ölecek çiçekler gönderilmesi ne kadar da manidardı. Ölümün canlı birer heykeli gibiydi çelenkler. 70-80 senelik insan hayatlarına 48 saatlik kısa özetleri.
Onu ölüme götüren şey anksiyetesi değildi. Onu ölüme götüren şey, hayatın önüne koyduğu boktan durumlara karşı gelmeye çalışmadan, ışık hızıyla alışma alışkanlığıydı.