Bizim "Kol kırılır, yen içinde kalır." gibi sözlerimiz kişiyi baştan sindirerek, iyileşmek isteyen insanın o iyileşme için gerekli yüzleşmeyi kendi kendisiyle bile yaşamasını olanaksız kılıyor. Kırıldığı zaman yen içinde kalan kollar, yanlış kaynar ve ilelebet acıya, hareket kısıtlılığına sebep olurlar. Insana her daim azap veren bu sorunu çözebilmek için, kolların yenden çıkarılması, bir süre için daha çok acı verecek olsa da tedavi edilmesi gerekir. Yen içinde kalan kırık kollar, asla iyileşmemeye mahkûmdur.
Anne-babanın bakışı genel bakışımıza o kadar etkili şekilde yerleşmiş ki, çocuğun realitesini anlamakta yetersiz kalışımız, o çocuklar büyüdüğünde de aynı şekilde devam ediyor. "Anne-baba çocuğuna cinsel tacizde bulunmadığı sürece haklıdır." diyenlere şöyle cevap veriyorum: Anne babanın çocuğunu istemediği bir evliliğe zorlaması, tecavüz değil midir? Bir kadının, istemediği, mutsuz olduğu bir evliliği bitirmemeye zorlanması, kadın bunun farkında olsun ya da olmasın, kocasıyla kendi rızasıyla ilişkiye girdiğini zannetse de, taciz
ve tecavüz değil midir? Böyle bir durumda kadının, kendisini rahatsız eden, istemediği bir cinsel eylem içinde kendi rızasıyla bulunduğunu zannetmesi, psikolojisinde ciddi tahribatlar
bırakır ; cinsel eyleme açık şekilde zorlanmasından daha kafa karıştırıcı olur.
Çocukluk, neredeyse hepimiz için bir benlik travmasıdır. Çünkü çocuk bir yetişkin tarafından mağdur edildiğinde diğer tüm yetişkinler de mağdur eden yetişkinin arkasında durur
ve çocuğu acısıyla yapayalnız, bu acıyı yaşama ve ifade etme imkânından da mahrum bırakırlar. Haksızlığa uğradığımızda bunu birine gösterme/anlatma ihtiyacımız, karşımızdakinden "Evet, sen haklısın. Haksızlığa uğramışsın. Burada sana vapılan şey yanlış," cümlelerini duymaya bu kadar derinden ihtiyacımız, kökünü çocukluktaki bu “haksızlığa uğrama ve haksızlık karşısında tamamen yapayalnız bırakılma" durumumuzdan alır. Eğer çocukken babamız bize haksızlık ettiğinde annemiz bizi korusaydı ve babamıza engel olsaydı, öğretmenimiz bize haksızlık ettiğinde biri gelip ona sınırlarını hatırlatsaydı, anne-babamız bize haksızlık ettiğinde “Haklısın." diyen bir teyzemiz olsaydı, teyzemiz bize haksızlık ettiğinde “Çocuğuma böyle davranamazsın!" diye karşısına dikilen bir anne-babamız olsaydı, bugün bize haksızlık yapıldığında bu kadar derinden içerlemeyecek, bize haksızlık edildiğinin tanıklığını yapan bir “başkası"na böyle ihtiyaç duymayacaktık.