"Başkaları ne der?", "Başkaları ne düşünür?", sonu asla gelmeyecek olan bir insanda değerli olabilecek her şeyin açığa çıkmasını daha ihtimal halindeyken engelleyen endişelerdir. Bir insanın mutsuz olması, ömrünün sonuna kadar mutsuz olmasını istiyorsanız ona bu endişeleri gerçek problemlermiş gibi aşılamanız tek başına yeterli olur.
Bir adam bir adama vuruyorsa, el kaldırılan adamın kendisini savunmasını bekleriz, öyle değil mi? Uzerine yürünen birinin, kendisinin de aynı şekilde karşılık vermesini. Ama
çocuğun, eline cetvelle vurmaya hazırlanan öğretmeni karşısında süklüm püklüm durmasını ve elini bile isteye açıp o cetvele uzatmasını, kendi eline -yahut bir başka yerine- zarar
verilmesi eylemine uysal şekilde ve kişiliksizmişçesine iştirak etmesini bekliyoruz. Değil elinize cetvelle vurulması, eline cetvelle vurulan bir başka çocuğun durumuna şahit olduysanız bile, hatta, değil eline cetvelle vurulan bir başka çocuğun durumuna şahit olma, eline vurulacak cetvel karşısında elini
açıp uzatmak dışında bir çaresi olmadığını içinde duyan çocuğun kendisini neden çaresiz hissettiğini anlıyorsanız, içinizde duyuyorsanız bile, siz de fiziksel, zihinsel, psikolojik bir istismarın mağduru olmuşsunuz demektir.
Çocuğun benliğini zedeleyici davranışlarla, çocuğa benliğini dışarıdan ve derinden yaralanmaya açık hale getirmeyi farkında olmadan biz öğretiriz. Bir başka deyişle, çocuk, her isteyenin onu yaralamasına kendisi müsaade eder. Çünkü biz çocuğun benliğine tecavüz ediyor, ona acı çektiriyor ve onun
acıyı alır, kabul eder, onaylar hale gelmesini istiyoruzdur. Örneğin çocuğa el kaldırıyorsak ve biz çocuğa vururken çocuğun kendisini savunmasına izin vermiyorsak, biz bir yanağına vururken onun bile isteye diğer yanağını çevirmesini sağlamışsak bu, bir başkası onun canını yakmak istediğinde de çocuğu o acıyı alır, kabul eder ve diğer yanağını çevirir hale getirmişiz demektir.