Yalnız senin için yaşıyorum, yalnız senin için yaşamak istiyorum. Bu arada yanında olmayı da istiyorum. Gece gündüz bunu düşünüyorum. Niçin inanmıyorsun? O kadar kendi vehimlerinin içindesin ki seni o âlemden bir türlü kur-taramıyorum. Ben sahiden bedbaht bir insanım. Hiçbir şey yapamasam dahi kendimi anlatabilirdim. Ama elimden o iş bile gelmiyor.
Biraz evvel sana bu mektubu yazmak için kâğıt almaya gidiyordum. Caddenin bir tarafından öbür tarafına geçerken süratle geçen bir otomobilin altında kalmaktan -emin ol-bir mucizeyle kurtuldum. Ölüme bu kadar yaklaştığım hiç olmamıştı. Hadiseden sonra ne düşündüm biliyor musun. "Nahit bu mektubumu alamayacak, burada söylediklerimden hiçbirini bilmeyecekti. Ölümümün kendisi için olduğunu aklından bile geçirmeyecek, belki de kötü kötü sebepler düşünecekti." İşte en çok buna üzülürdüm Nahit.
Canım Nahitim, (artık sana bu kelimelerle hitap etmek-ten de çekiniyorum) beni bir parçacık olsun anlamaya çalış. Beni sev demek istemiyorum, sadece inan. Ömrümüzün sonuna kadar bana inanacağını düşünebilsem bundan duyacağım saadet bugüne kadar duyduklarımın en büyüğü olur.
Bütün bu satırlar sana olan hasretimi, sana olan muhabbetimi, sensiz yaşamaktan duyduğum sonsuz ıstırabı anlatmıyor mu? Nahit, ölüyorum. Senden ayrı yaşamak beni mahvediyor. Ne olursun üzme artık beni.
Geçen mektubumda da söylediğim gibi bunları saatlerce tekrarlamak istiyorum. Kendimi o vakit de kandıramayacağım, biliyorum. Ama ne yapalım, elimde değil. Seni uzun uzun kucaklamak, öpmek, sevmek isterim.