Söylenceye göre vaktiyle göğe küsmüş bir delikanlı varmış.
Hayat onu öyle bir sınamış ki kalbinde ne umut kalmış ne heves.
Günleri boş, geceleri ağır geçermiş. "Bu dünya bana göre değil,” dermiş kendi kendine.
Bir gün, kimsenin uğramadığı bir kırda tek başına duran bir ay çiçeği görmüş. Etrafındaki bütün otlar eğilmiş, rüzgâra boyun eğmiş; lakin o dimdik durmuş, yüzünü güneşe dönmüş.
Delikanlı hiddetlenmiş:
"Güneş her akşam batıyor, sen hâlâ niye ona dönersin?"
Rivayet der ki ay çiçeği o an hafifçe titreşmiş ve rüzgârın dilinden cevap vermiş: "Batması vazgeçtiği anlamına gelmez. Sabah yine doğar."
O söz delikanlının içine işlemiş.
Anlamış ki mesele düşmemek değil, her batıştan sonra yeniden doğana inanmakmış. O günden sonra o da yüzünü karanlığa değil, doğacak olana çevirmiş.
Ve derler ki ay çiçeği umutsuzlara değil, yeniden doğmayı seçenlere açarmış yüzünü.