Catalina, ablasının yaklaşmakta olan düğünü için panik halindedir. Sebebi ise, ailesine düğüne erkek arkadaşı ile katılacağı yalanını söylemesidir. Catalina, az bir süre kalmış bu düğün için kendine erkek arkadaş çözümü ararken aklına gelmeyecek olan ve sinir olduğu iş arkadaşı Aaron’ ın teklifi, kafa karıştırıcı ve farklı süprizlerle karşısına gelecektir.
İlk 100 sayfada acaba reading slump’ a mı sokacak dediğim ve hikaye de gerçekleşen bir açık arttırmalı bağış gecesi ile birlikte hikayenin beni “otur oturduğun yere” dediği İspanyol Aşk Aldatmacası çok güzeldi.
Sanırım ilk kısımda Lina’ nın mecbur Aaron’ ın teklifini kabul edeceğini bilsem de iç sesini okumak sıkmıştı beni.
Sonra herşey ve hikaye de rayına oturmaya başlayınca hikaye çok keyifli bir hal aldı. Özellikle Lina’ nın ailesi, bu keyfime baya bir katkıda bulundu, çok iyiydi. En eğlendiğim kısım, Lina’ nın ablasının Aaron’ ın dikkatini dağıtması için üstünü çıkar diye teklifte bulunması ve Lina’ nın paniğiydi.
Aaron, kitabın başlarında umut vaad eden bir karakterdi. Ve gerçekten ilk kısmı okuduktan sonra “we are the champions” şarkısı ile sahnede yerini aldı. Çok çok iyiydi.️ O soğuk ve kontrolcü tipin ardında ne ateşli birşey çıktı ya. Dizlerimiz titredi dkdnxkxm
Kitap yaz aylarında okuduğunuzda gününüze keyif katacak. Kışın okursanızda soğuk gecelerinize sıcaklık katacak kadar her mevsime uygun bence. Slow burn sevmememe rağmen kendini bana çok sevdirtti.
Tavsiyedir efenim okuyunuz.️️
Addio
"Evet. Reese'e birini ayarlayacağım. Erkek kardeşim kısa süre önce New York'a taşındı ve anlaşacaklarını düşünüyorum."
Chase'in kaşları havaya kalktı ve bana baktı. Ne diyeceğimi bilemedim, o yüzden öylece oturdum. Şimdi kulağa aptal gibi gelmeden geri adım atamazdım. Eğer kardeşine beni aratırsa başımdan savarım, diye düşünmüştüm.
Chase'in yaklaşımı daha farklıydı. Birasından büyük bir yudum aldı. "Birisiyle görüştüğünü sanıyordum Reese?"
“Aa... görüşüyorum... şey, sayılır. Daha yeni."
“Bu yeni adam... senin insanlarla çıkmana aldırmıyor mu?"
Ona bir tane vurmak istedim. Konuşmanın beni bu kadar rahatsız olmasından keyif alıyordu. "Aslında Bilmiyorum. Henüz bunu konuşmadık."
Chase birasını bitirdi. "Seni paylaşmak gibi bir planı olmadıgına bahse girerim."
Yorumu içimi sıcacık etti, gerçi onun orada duracağını beklememem gerektiğini bilmeliydim.
Dümdüz bir suratla Elaine'e, "Kuzeniyle çıkıyor" dedi. "Kuzen mi?"
“İkinci göbekten kuzenler. Geçen hafta büyük amcasının cenazesinde tanıştılar."
Ellerimi masamda birleştirdim. "Günaydın Bay Parker."
Kaşları havaya fırladı. "Bunu böyle mi oynayacağız?"
"Neden bahsettiğinizi hiç bilmiyorum Bay Parker."
Chase masama geldi. "Bana Bay Parker deyişini sevdim. Bunu sürdürmek zorunda kalacaksın."
O daha da yaklaşırken yutkundum. Sesim zayıflık belirtileri gösterdi. Hiç sorun değil Bay Parker."
"Lütfen Bay Parker desen mesela?"
"Lütfen Bay Parker deme nedenim ne olacak?"
"Sadece dudaklarından çıkarken kulağa ne kadar iyi geleceğini duymak istedim." Aramızdaki mesafeyi kapattı, masamın diğer tarafına geldi ve kalçamı gelişigüzel bir şekil de masaya yasladı. Uzanıp başparmağıyla altdudağımı okşadı, doğrudan ağzıma konuştu. "Lütfen, Bay Parker. Bu dudaklardan çıkacak... yaz bunu bir kenara."
Kendimi nasıl bir şeye sokmuştum ben böyle?
Umut muhteşem bir şeydir. İçinizde sarmaşık gibi büyür ve yüreğinizi sarmalayıp sıcacık hale getirir.
Ta ki birisini onu ayaklarının altında ezene kadar. O zaman sarmaşık tutuşunu sıkılaştırarak artık pompalayamayacak hale getirir ve kalbiniz hızla ölür.