İskandinav yazarlara olan ilgimle Kjersti Annesdatter Skomsvold’un Hızlandıkça Azalıyorum kitabını bir oturuşta bitirdim. Başkarakter Mathea’nın kimse tarafından hatırlanmama korkusu beni hemen içine çekti. Yazarın net ve sade bir dili var, bu yüzden hikaye hiç yormadan aktı gitti. Okurken Mathea’nın dış dünyaya karışmaya çalışırken bir yandan da kendi kabuğuna çekilmesini çok sahici buldum. Özellikle alt komşusuyla karşılaşmamak için merdivenlerde verdiği o sakar mücadele beni gerçekten gülümsetti. Öte yandan, kocasının çizdiği iç içe geçmiş çemberlere bakıp kendi varlığını tamamen ona bağladığını fark ettiği an beni epey etkiledi. "E silinirse M de yok olur" mantığı, bir insanın kimliğini bir başkasına emanet etmesinin ne kadar üzücü olduğunu hissettirdi. Mathea’nın dünyada iz bırakma çabasını izlerken "Acaba hayata bazen ben de mi bu kadar uzağım?" diye kendimi sorguladım. Kitapta büyük aksiyonlar yok ama bir insanın unutulmaktan korkması her sayfada hissediliyor. Pijamalı bir iskelet olarak bulunma endişesi, yalnızlığın en net özetiydi. Yazarla bu kitapla tanıştım ve bu samimi anlatımını sevdim. Bu yüzden yazarın 33 ve Çocuk kitaplarını da okuma listeme dahil ettim. İlk kez bu yazarla tanışacaklar için gayet akılda kalıcı bir başlangıç oldu