Abdullah'ın sesinde korku -hiç- yoktu.
Abdullah'ın sesinde umudu, sığınışı, avuntuyu.. ölümle karşı karşıya gelmişliği düşündürecek bir şeyler de yoktu; Abdullah'ın sesinde en büyük gerçeği, tek gerçeği, yücelten, onurlandıran, yaşamış olmayı meşrûlaştıran gerçeği tekrarlayan inanç ve idrâk vardı.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
❝Düşünce ağırlaştı mı, insan hiç sanır. Ben öyle sanırım. Konuşmak kolay.. düşünmeyen, derdi olmayan, bir meseleyi derd edinmeyen, hiç demez; konuşur.❞
Osman, mutluluğunu arttıran bir şaşkınlıkla ve gene başını çevirmeden, bakmadan biliyor:
Sınırsızlaşan otlaktaki insanlarda, kimlerin ne zaman giydiğini, kimlerin ne zaman giyeceğini bilmediği giysiler vardır; kimlerin ne zaman kullandığını, kimlerin ne zaman kullanacağını ve ne olduklarını bilmediği taşıtlar, savaş araç, gereçleri vardır; aşağıda, sınırsızlaşan otlakta, geçmiş ve gelecek zamanlar, geçmiş ve gelecek nesiller haşr olmuştur.
... bu binlerce insanda "binlerce insan"dan çok daha başka bir anlam vardı. Bu renklerde, bu ağaçlarda ve bu zamanda da öyle.
Bu insanlarda, bu renklerde ve bu zamanda, en geniş hayallere bile sığmayan geleceklerin hakkı ve payı varmış gibi.. bu insanlarda.. bu renklerde, bu zamanda, sanki dağılmış, tel tel olmuş, yok olmuş; belgesiz, nişansız, yâdigârsız, hatırlanamaz olmuş geçmişlerin en kutsal emâneti varmış gibi...