“Biliyor musun, “ dedi Ferron, onu düşüncelerinden ayırarak
”Bana getirecekleri kişinin sen olduğunu öğrendiğimde seni kırmayı dört gözle bekliyordum.”
Başını iki yana salladı.
“Ama sanırım senin kendine yaptıklarından beterini yapmak pek mümkün değil.”
Bir kitapta okuduğuma göre dünya aklı başında kimseler için ganimet,cahiller için gaflet yeridir.Oradan ayrılıncaya kadar onu tanıyamazlar,ayrıldıktan sonra yeniden oraya dönmek isterler,fakat dönemezler.” Vehb(r.a)
Güldü.Ona çok yakışan nadiren görebildiğim bir gülüştü bu.
“Karadeniz…”dediği anda başparmağı nefesimi kesercesine dudaklarımı buldu.”Hırçındır.Asidir.Zapt edilmezdir,vahşidir.Derinlerde ne olduğunu asla bilemezsin.Onun azgın sularında yüzmeye alışkın değilsen akıntısında kaybolur gidersin…”Derin bir nefes aldı.”Ve Sen Hazel tıpkı Karadeniz gibisin.”diyerek sözlerini sonlandırdığında,cevap bile vermemi beklemeden beni hızla kucağına aldı.Benimse dilim tutulmuştu sanki,gözlerim öylece onunkilere takıldı.
İnsanlardan hoşlanmıyor değildi.Sadece kitaplardan daha fazla hoşlanıyordu.Kitaplar,gürültü patırtı koparmıyor,yargılamıyor,alay etmiyor ve herhangi bir şeyi geri çevirmiyorlardı.Aksine sizi kanepedeki yastıkları kabartıp içlerinde kaybolmaya davet ediyor,çay ve kızarmış ekmek ikram edip sunabildiklerini almanızdan başka herhangi bir beklentileri olmadan yüreklerini sizinle paylaşıyorlardı.