Zannimca bugünün akademileri bazen bilginin kaynağını halkın deneyiminde değil, yalnızca kendi duvarları arasında arayarak bilimin ortak hafızasını daraltıyor. Bir çiftçi yıllarca aynı bölgede çalışarak hangi tohumun hangi toprakta daha verimli olduğunu öğrenir. Fakat bu bilgi çoğu zaman akademik bir dergide yayımlanmadığı için “bilgi” olarak kabul edilmez.
Geleneksel ustalar yüzlerce yıllık yapı tekniklerini uygulayabilir; ancak mühendislik literatürüne girmediğinde bu deneyim ikinci planda kalır.
Yerel halk, yaşadığı bölgedeki bitkilerin hangi hastalıklara iyi geldiğini kuşaklar boyunca bilir; fakat bu bilgi laboratuvarda doğrulanana kadar çoğu zaman ciddiye alınmaz.
Bir tamirci, yılların deneyimiyle bir makinenin arızasını birkaç dakikada teşhis edebilir; ancak bu pratik bilgi akademik bilgi kadar saygın görülmeyebilir. Bilimi ve üretimi ayakta tutan eller çoğu zaman en az payı alıyor. Kapitalizmin tek tipleştiren mantığı, bir ustanın günlerce emek verdiği eşsiz ürünü değersizleştirirken, fabrikaların binlerce kez kopyaladığı ürünleri daha kârlı hâle getiriyor. Böylece bilgi de emek de giderek piyasaya ne kadar kazanç sağladığına göre ölçülüyor. Bilimi ve üretimi ayakta tutan eller çoğu zaman en az payı alıyor. Kapitalizmin tek tipleştiren mantığı, bir ustanın günlerce emek verdiği eşsiz ürünü değersizleştirirken, fabrikaların binlerce kez kopyaladığı ürünleri daha kârlı hâle getiriyor. Böylece bilgi de emek de giderek piyasaya ne kadar kazanç sağladığına göre ölçülüyor. Bilimi ve üretimi ayakta tutan eller çoğu zaman en az payı alıyor. Kapitalizmin tek tipleştiren mantığı, bir ustanın günlerce emek verdiği eşsiz ürünü değersizleştirirken, fabrikaların binlerce kez kopyaladığı ürünleri daha kârlı hâle getiriyor. Böylece bilgi de emek de giderek piyasaya ne kadar