Yapay zekayı kullanarak içerik üretmeyi denedim ve bilmiyorum yapay olanın kusursuzluğu ile insanın kusurluluğu arasında kaldığımda, ben hâlâ kusurlu olanı seçiyorum. Çünkü bazen bir harfin eğriliği ,cümlenin devrikliği, hatalı olusu , en doğru kurulmuş cümleden ve yazidan ve üstünkörü çizilmiş karalanmış bi resim tasarım ,bir resimden daha samimi gelebiliyor. Ben bunu gerçekten yaptım mı, yoksa sadece yapılmasına aracılık mı ettim? böyle hissediyorum bilemiyorum belki de yanlış hissediyorum:))
Yapay Zekaya angarya işlerinizi yaptırınız. İnsana ait olan, muhakeme, seçim, karar, bılinç vb. alanlarda ise tamamen kontrol Sizde olsun diyor uzmanlar👇
youtu.be/8iRlBy5t9wA?si=...
🙏🌷
Dünkü gezimden sonra bu çiçeği ve insanın doğayla ilişkisini biraz tefekkür etmek istedim.Bu çiçek toprağın sessiz duası gibiydi ince, kırılgan ama inatla yaşayan bir güzellik. İnsan bazen gördüğü her güzel şeyi sahip olmak istiyor. Oysa bazı çiçekler vazoda değil, rüzgârın içinde güzeldir. Bu salep orkidesi de öyle… Koparıldığında yalnız bir çiçek eksilmez doğadan bir mevsimin hatırası, bir dağın dili, belki de gelecek yılların tohumu eksilir kimbilir…
İnsan toprağı sadece kullanacağı bir şey sandığında, aslında kendi yüreğindeki inceliği de azaltıyor. Çünkü bazı canlılar bize ait olsun diye değil, sadece var olsun diye yaratılmış gibidir. Bu yüzden belki de en gerçek sevgi, dokunmadan sevebilmektir.
Maalesef, bazı güzelliklerin ticari kaygılarla koparılması değil, korunup sahip çıkılması gerektiğini insanlara anlatmak çok güç:((
Kişisel adanmışlığı devlete ya da bir siyasi partiye olan, değer ve doğruluk ölçütleri yalnızca devletin ya da partinin çıkarları olan, kendi grubunu simgeleyen bayrağı kutsal bir nesne olarak gören biri de klan ve totemcilik dinine sahiptir; her ne kadar kendi gözünde bu (elbette kendini ilkel dinlere adayan herkesin de inandığı gibi) son derece akılcı bir sistem olsa da. Faşizm ya da Stalinizm gibi sistemlerin nasıl olup da milyonlarca insanı etki altına aldığını ve onları kendi bütünlüklerini feda etmeye hazır kılıp bir ilkeye —“benim ülkem, haklı ya da haksız”— bağladığını anlamak istiyorsak, bu yönelmenin totemciliğe özgü dinsel niteliğini göz önünde bulundurmalıyız.