Kitabımız, Joanna Eberhart ve ailesinin Stepford kasabasına taşınması ile başlıyor. Bu kasabada her şey mükemmeldir. Zaten asıl sorun da kasabada her şeyin gerçek olamayacak kadar mükemmel olmasıdır ve aslında bu mükemmellik bir süre sonra ürkütücü bir hal almaya başlar. Kasabadaki kadınlar fazla mutlu, fazla titiz ve çok fazla itaatkardır. Joanna bütün bunların arkasında daha da gizemli bir olayın yattığını düşünür ve bunu açığa çıkarmaya kararlıdır.
Bir gün bir Elf, bir vampir, bir sihirbaz ve imparatoriçe adayı bir maceraya atılır!
Kitabı okumam her ne kadar uzun sürse de hem konusu hem de karakterlerin diyalogları çok akıcıydı. İmparatoriçe adayımız Alexia yaşadığı hayattan bir tesadüf eseri ayrılır ve kendini -hakkı olan- tahtı almak üzere bir yolculuğa çıkmış olarak bulur. Tabi ki yol pürüzsüz olmadığı gibi bu tuhaf ekibimiz Alexia’nın kuzenleri ve çeşitli yaratıklarla mücadele etmek zorunda kalırlar. Hedefleri ise yakından tanıdığımız bir toprak olan Truva’dır.
Fantastik-gotik kitaplar okumayı seviyorsanız mutlaka bir şans vermelisiniz. Sayfa sayısı fazla olsa da (666 sayfa!) akıp gidecek bir olay örgüsüne sahip.