Jules Verne bir Robinson Crusoe hayranıydı ve kitaplarında bunu belli ediyor zaten. Bu kitabında da Robinson Cruseo gibi bir adada mahsur kalmış 5 kişi ve 1 köpeğin hikayesini görüyoruz.
Ama tek bir farkla. Robinson Crusoe gibi adada mahsur kalan kazazedelerin gemilerinde yiyecekleri, içecekleri ve silahları vardı. Ama bu kitapta ki karakterlerin bu tür şeyleri yoktu ve herşeye baştan başlayacaktı. Bundan hareketle çimento, tuğla, ev, ağıl hatta zamanla telgraf hattı, pil yapıyorlar.
Kitapta Jules Verne başka kitaplarına göndermeler yapıyor. Mesela Kaptan Grant'ın Çocukları kitabında ki Ayrton ve Robert, Denizler Altında 20,000 Fersah kitabında ki Kaptan Nemo bu kitapta da var. Büyük ihtimalle bu iki kitap çok okunduğu için Verne Esrarlı Ada'da bu kitaplara gönderme yapmış.
Ayrıca aynı karakterler olmasa da kitapta ki Pencroff Denizler Altında kitabında ki Ned Land'a, Harbert ve Nab ise Conseil'a benziyor.
Kitap genel olarak kolay okunsa da pil yapımı, enlem ve boylam hesabı, asansör kurulması gibi şeyler matematik ve mühendislik bilgisi istediğinden anlamak zor olabiliyor. O kısımları okurken anlamamıştım.
Kitapta sevmediğim iki nokta var. İlki koronolojik hata var. Kaptan Grant'ın Çocukları 1864 yılında geçse de bu kitapta 1854 olarak yazılmış. Ayrıca Denizler Altında Yirmi Bin Fersah kitabı 1868'de geçiyor. Esrarlı Ada ise 1865-68 arasında geçiyor. Buna rağmen Kaptan Nemo kitapta karşımıza yaşlanmış olarak çıkıyor. Esrarlı Ada ancak 1880-1890'larda geçse bu olabilirdi.
İkincisi ise kitapta bir sürü yanlış noktalama hatası, kelimelerin yanlış yazımı, yanlış ek getirimi falan vardı. Bunlar okumayı ciddi ölçüde zorlaştırıyor.
Bir hikaye yazmak istediğinizde baştan, salt özgün bir hikaye yazmak yerine istesenizde istemesenizde önceden gelen, hâlihazır kalıplara uyacaksınızdır. Bu kaçınılmaz birşeydir.
Modern anlamda ilk roman yazarımız olan Ahmet Mithat Efendi bu konuya iyi bir örnek teşkil eder. Hasan Mellah yazılırken Meddah hikayeleri ve Âşık Hikayelerinden etkilenmiştir.
Meddah Hikayelerinde( Karagöz gibi ), oynatıcı, izleyici/dinleyici ile konuşur. Onlara fikrini sorar ve bazen kendisi ile bile konuşur. Bu bağlamda Ahmet Mithat'da tıpkı Şemsettin Samî gibi Meddah oyunlarından etkilenmiş ve romana bunu yansıtmış.
Âşık Hikayelerinde ise( Kerem ile Aslı vesaire ) Batı'daki romanslara tekabül eder. Bir aşk hikayesi anlatan bu hikayeler, 4 ana bölüme ayrılır. Bunlar:
1- Genç kız ve erkeğin aşık olması
2- Aşkım engellenmesi(ebeveynler veya başka bir erkek tarafından)
3-Aşıların birbirine kavuşmak için verdiği çaba
4- Aşıkların kavuşması ve ikisinin birden ölmesi
Hasan Mellah'da bu kurallara uyar. Bunun dışında Aşık hikayelerinde iyi ve kötü yönleri olan karakterler yoktur. Birisi ya çok iyidir, ya çok kötü. Hasan Mellah bu yapıdan da etkilenmiş. Pavlos hep çok kötüdür. Cuzella ise hep iyidir.
Ama Ahmet Mithat, Hasan Mellah'ı yazarken yeni bir aşk romanı yazma niyetinde değildir. O modern bir romanı amaçlar. Bu nedenle Âşık Hikayelerinde ki olağanüstülüklere yer vermez. Hasan bir ah çekip dağları parçalamaz. Veya dağları delip kızı almaz.
Namık Kemal veya Şemsettin Samî gibi o da bu tür şeyleri çocukça buluyordur. Bu nedenle psikolojik tahliller önem verip olağanüstü mucizeleri kitaptan atar. Mesela Hasan ile Cuzella birbirine aşık olduklarında Ahmet Mithat "ilk görüşte yıldırım aşkı ile aşık oldular" demez. Psikolojik tahliller ile iki kişinin neden aşık olduğunu uzun uzun anlatır.
Yaban Kazı, Ogai Mori'nin Türkçe'ye çevrilmiş ilk ve tek kitabıdır. Kitap Okada ile başlar. Okada derslerinde iyi, akıcı Almanca ve Çince bilen, yüzü Batı'ya dönük, sportif, herkesin övdüğü bir gençtir. Sürekli aynı rota üzerinde yürüyüş yapar. Bu yürüyüşlerinin birinde O-Tama ile karşılaşır. O-Tama küçükken fakir bir hayat geçirmiş, büyüyünce ise mutsuz bir evlilik yaşamıştır. Bu evlilik sonrası babası ile fakir bir hayat yaşamaya devam ederken Suezo isimli bir tefecinin metresi olmayı kabul etmiş, yani babasına maddi yönden daha kolay bir hayat sunmak için âdeta kendini feda etmiştir. Birde Suezo karakteri vardır. Bir tefecidir. Mutsuz bir evliliği vardır ve bu nedenle O-Tama'yı kendine metres olarak almıştır.
O-Tama, Suezo ile bir metres hayatı yaşarken Okada ile karşılaşır. Ona aşık olur. Ben kitaba başlamadan önce baş karakter Okada'nın hayatını okurum diye düşünmüştüm. Ama kitabın çoğunda Suezo ve O-Tama'yı gördüm. Bence yazar bunu Japon toplumu için yapmış. Okada yüzü Batı'ya dönük bir karakterdir. Suezo ve O-Tama ise, Okada'ya kıyasla daha gelenekselci takılır. Yazar burada Japon toplumunun geleneklerinden kopamadığını göstermiş olabilir.
Kitapta şaşırdığım bir diğer noktaysa kadınları konumu oldu. Sõseki'nin kitaplarında kadınlar daha ikinci plana atılmıştır. Ama bu kitapta kadınlar önemli bir konumda. Öyle ki kitapta kadınların aklına koyduğu herşeyi yapabileceğine dair bir paragrafta var. O-Tama toplumdan korkmayan, risk almaktan çekinmeyen bir yapıdadır. Öyle ki metres olmayı kabul etmiştir ve toplumun onun hakkında ne düşüreceği umurunda olmamıştır. Aynı şekilde metres olmasına rağmen Okada'ya âşık olması da buna örnek. Okada ise tam tersi risk almaktan korkan bir yapıda, yürüyüş rotasını bile bozmaz. Kitabın sonunda da risk alıp O-Tama ile bir olmak