Senden uzak kalınca, kendimi korkuya tamamen bırakmadan yaşayamıyorum; korkunun istediğinden daha fazla bırakıyorum kendimi ve bunu herhangi bir baskı olmaksızın, büyük bir zevkle yapıyorum, kendimi onun içine döküyorum.
Dün bana her gün yazmamanı öğütlemiştim, bugün de aynı fikirdeyim, bu ikimiz için de çok iyi olur ve sana bugün bir kez daha ve ısrarla aynı şeyi öğütlüyorum —- yalnız lütfen Milena, beni dinleme, bana her gün yaz, çok kısa olsun, bugünkü mektuptan daha kısa, yalnızca iki satır, yalnızca bir satır, yalnızca bir sözcük, ama bu sözcükten sadece müthiş acılar çekerek mahrum kalabileyim.
Bugün gelen iki mektubun gibi kısa, neşeli ya da en azından doğalama olan mektupların neredeyse (neredeyse neredeyse neredeyse neredeyse) birer orman, elbisenin kollarındaki bir rüzgar ve Viyana manzarası. Seninle olmak ne güzel Milena!
Önümüzdeki ay Prag' a gelebileceğini söylüyorsun. Sana şöyle söylemek istiyorum: Gelme. Bir gün gerçekten ihtiyacım olduğunda ve senden gelmeni istediğimde, hemen geleceğin umudu kalsın bende, ama şimdi gelmesen daha iyi, çünkü yine gitmek zorunda kalacaksın.
Sen kalbimin içinde olduğun sürece her şeye dayanabilirim; mektupsuz geçen günlerin çok korkunç olduğunu yazdıysam bile bu doğru değil, yalnızca korkunç derecede zordu, sandal ağırdı, çok derinden çekiliyordu ama senin sağladığın akıntıyla yüzüyordu yine de. Yalnızca bir şeye senin özel yardımın olmadan dayanamam Milena: "Korku". Bunun için çok güçsüzüm, o kadar muazzam ki ardını göremiyorum, beni yıkıp geçiyor.