...Yalvarmaya başlardım, o kafasını sallardı; ne kadar çok yalvarırsam, uğruna yalvardığım şey bana daha değerli, tehlikede de daha büyük görünürdü, olduğum yerde durup özür dilerdim, beni sürüklerdi, ben de onu, bana yaptığına karşılık olarak anne babamla tehdit ederdim, gülerdi, burada herşeye kadir oydu, dükkan kapılarına köşe taşlarına tutunur, beni affedene kadar yürümeye devam etmek istemez, eteğini çekiştirirdim (onun içinde kolay değildi), bu olayları da mutlaka öğretmene anlatacağını söyleyerek beni sürüklemeye devam ederdi, vakit gelir, Jacob Kilisesi' nin canları 8' i vurur, okul zili duyulur, diğer çocuklar koşmaya başlardı, geç kalmak her zaman en büyük korkum olduğu için artık bizim de koşmamız gerekirdi ve koşarken aklımda hep aynı düşünce olurdu: "Söyleyecek, söylemeyecek"
Kısacık bir zaman diliminden sonra yazmaya devam ettim, anladım, gerginliğim gitti ve eğer burda olsaydın (bununla fiziksel yakınlığı kastetmiyorum) yüzümü derin bir nefes alarak kucağına gömebilirdim.
Bu arada, bir zamanlar birinde okuduğum bir şey geldi aklıma: "sevgilim, dünyayı dolaşan bir sütundur. Şimdi sarıyor beni. Ama sardıklarını değil, görenleri sürükler ardından."
Konuştuklarımızı tekrarlamam mümkün değil, sadece baştan iki cümle ve sondan iki cümleyi net olarak biliyorum, orta kısım, yekpare, neredeyse ifade edilemeyecek bir acı...