Bazı kitaplar vardır, bittiğinde kapağını huzurla kapatırsınız; bazıları ise zihninizde bir fırtına, kalbinizde dinmeyen bir sızı bırakır. Bir arkadaşımdan emanet alarak okuduğum "Günahın Rengi", benim için kitap raflarındaki en sarsıcı eserlerden biri oldu. Okurken adeta ciğerimin söküldüğünü, her sayfada "Daha ne kadar kötü olabilir?" diye sorarken kendimi daha da ağır bir tablonun içinde bulduğumu hissettim. Allah'ım, hatırladıkça hala canım yanıyor... O kadar derin bir hikaye ki! Ve bunu yaşayan kadınlarımızın olmasıyla gerçekten hayattan tiksinmeden edemiyorum.
Yazar da öyle bir işlemişki! Günahın sadece işleyenin eline bulaşan bir kir olmadığını, aksine bir yangın gibi yayılarak en çok da o ateşle hiçbir bağı olmayan masum ruhları küle çevirdiğini gösteriyor. Zihnimizde yankılanan o devasa boşluk ise hep aynı: Neden bu bedeli asla o hatayı işleyenler ödemez?
İşte sırf bu yüzden bu kitap okutulmalı.
Hele ki bu eserin özellikle erkek çocuklarına okutulması ve bir bilinç kazandırılması gerektiğine inanıyorum. Bir kadının, bir çiçek kadar naif ve temiz iken, yabancı ve kirli eller tarafından koparılıp nasıl soldurulduğunu, bir hayatın nasıl saniyeler içinde enkaza çevrildiğini onlar da görmeli ve anlamalılar.
Ancak bu bilinç, sadece kaba kuvvetten kaçınmak değildir. Yarının erkekleri bilmelidir ki; bir kadını rahatsız etmek sadece temasla olmaz. Zehirli bir sözle, sınırları zorlayan bir bakışla, hatta istenmeyen bir ilgiyle dahi bir insanın ruhunda nasıl fırtınalar koparılabileceğini, o naif ruhun nasıl incitilebileceğini iliklerine kadar hissetmeliler. Masumiyeti korumanın ve bir kadının onuruna, varlığına, sessizliğine saygı duymanın ne kadar kutsal bir insanlık görevi olduğunu idrak etmeliler.
Bir anlık bir düşüncesizliğin, bir başkasının tüm dünyasını