...Ammâ bugünün insanı için bir milli dava ve Müslüman Türk milletinin çektiği acıların sancısını duymak, sonra da bunu evlatlarına aktarmak diye bir mesele yok. Olmadığı için de bugünün genci de çocuğu da hem geçmişinden hem geleceğinden habersiz bir talihsizliğin çilesi içinde bulunmaktan kurtulamamaktadır.
Ne çare ki şu gökkubbe altında Müslüman-Türk her zaman yalnız, her zaman garip! Hatta değil âlem halkı, kendi bile değerinden, dünyalara sığmayan şanından şerefinden gafil ve habersiz!
... Gülmek istemediğimiz zaman tebessüme, söylemek istemediğimiz zaman uzun bir sohbete mecbur olan biz insanlar, hareketlerimizde, sözlerimizde çok defa sahte, iki yüzlü ve yalancı idik. Komşunun hiç hoşlanmadığımız arsız çocuğunu babasının hatrı için okşayan elimiz yalancı, aksi yüzlü şefimize yazacağımız mektubun kalemini tutan elimiz yalancı, bizi, olsun bitsin diye yaptığımız ziyarete götüren ayaklarımız yalancı. Sonra şu da var ki meydana vurduğumuz his ve düşüncelerimiz, gizli kalmasına lüzum gördüklerimizin yanında ne kadar noksan. Şu sahtelikle mayalanmış hayatta sahte olmayan ne var? Acaba bunu bilmediğim için mi içime daima ezâ veren, itham edici bir hissin takibinden kurtulamıyorum?