Alt metninde çok yanlış mesajlar olduğunu düşündüğüm için Külkedisi masalını hiç sevmem. Nedenini şöyle kısaca bir anlatayım: Sessiz, sakin, itaatkar, kendisine ne denirlirse yapan ve her türlü cefayı çeken Külkedisi'nin berbat bir üvey annesi ve üvey kardeşleri vardır. (Üvey anneler ve üvey kardeşler kötüdür, mesajı.) Bu üvey anne ve üvey kardeşler Külkedisi'ne her türlü eziyeti yapar ama Külkedisi'nin gıkı bile çıkmaz. Çünkü o çok iyi kalpli bir kızdır ve bir gün birinin -yani bir erkeğin- gelip kendisini bu hayattan kurtaracağı günü sabırla bekler. (Uysal ve sessiz olursanız bir gün mutluluğa ulaşırsınız, size de bu mutluluğu bir erkek sağlar, mesajı.) Bir gün gittiği bir baloda da sabrının karşılığını alır ve yakışıklı prens kendisine aşık oluverir. Neyine? Tabii ki güzelliğine! Sonuçta Külkedisi çok güzel bir kızdır, üvey kardeşlerinin aksine çirkin değildir. (Gerçek hayatta hiçbir geçerliliği ve doğruluğu olmayan; iyi kalpli insanlar güzel, kötü kalpli insanlar ise çirkindir, mesajı.) Karşılıklı iki kelime bile etmeyen bu ikili birbirlerine deli divana aşık olur fakat o gece ayrılmak zorunda kalırlar. Ertesi gün prens, elinde kızın ayakkabısıyla kapı kapı dolaşıp bizim kızı aramaya başlar. Aşık olduğu kızı yüzüne bakarak değil, ancak giydiği ayakkabıya bakarak tanıyacak kadar aptal bir adamdır ama zengin ve yakışıklı olduktan sonra aptal olmasının ne önemi var? Önemli olan birbirlerini hiç tanımayan ama yine de birbirlerine çok aşık olan bu ikilinin sonsuza dek mutlu yaşamasıdır ki finalde de tam olarak bunlar olur. (Masalın, finaliyle birlikte verdiği genel mesaj: Kızlar, çok zorlu bir hayat yaşıyor olabilirsiniz ama sessinizi çıkarmadan o hayatı yaşamaya devam edin. Bulunduğunuz sıkıntılı durumdan kurtulmak yahut hakkınızı aramak için de sakın ha bir şey