Masanın ortasında duran minik vazodaki iki adet sarı şakayığı görünce, dayanamayarak birini elime alıp kokladım.
Kışla baharın arasında kalmış, iki mevsiminde kokusunu taşıyan çiçeği, avucumun içinde tutarak özenle kokladım. Bir pamuk kadar hafif dokunuşuyla elimin içini okşadı. İnce ve hassas yaprakları dik duruşunu engelliyor ama zarafetinden hiçbir şey kaybettirmediği gibi, ona has narinlik katıyordu.
"...Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir..."