Yazar mitolojik esintiler de katarak derin bir insanlık analizi yapmış.
Hikaye bir kasabada yaşayan ve çöp toplayan bir kadın ile başlıyor.
Adile kimseyle konuşmayan, sosyal hayatta var olmayan bir kadın, kasabada çöp toplayarak hayatını geçiyor ve bi şekilde hamile kalıyor. Çocuğu dünyaya gelince aslında Adilenin de dünyası İsrafil oluyor ya da dünyayla tek bağı. Ancak fırtınalı bir gecede İsrafil bebek ağır bir hastalık geçiriyor ve Adile ilk defa kasaba halkından yardım istiyor ancak kimse yardım etmiyor. O gece bir dönüm noktası çünkü Adile insanlar için bir ah ediyor, sonrasında İsrafilin sese tepki vermediğini farkediyor ve oğlunun hem sağır hem dilsiz olduğunu öğrenince Adile insanlara, daha yaşayamadığı hayata küsüyor bir istiridyenin incisi gibi kabuğuna çekiliyor. hikayenin devamı İsrafil üzerine ve asıl hikayede onun...
Ahraz olan İsrafilin hayatı nasıl keşfettiği, insanların onu ötekileştirdiği bir dünyada nasıl var olabildiği, konuşmadan duymadan dünyayi nasıl güzel gördüğü ve anladığını okumak çok güzeldi özellikle en iyi arkadaşı olan maviyle (köpek) ilişkisine bayıldım.
Sonu tahmin edilemez ve çarpıcı bi şekilde bitiyor. ben dünyaya küsen Adileyi de kendine bir dünya yaratan İsrafili de çok sevdim.. Önyargı ve toplum baskısı nelere sebep olabilir hayretle okudum herkese tavsiye ederim..