Büşra

Puan vermedi·74 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
Kısacık bir kitap ama insanda bıraktığı etki sayfa sayısından çok daha büyük. ​Kitapta en çok sevdiğim şey kesinlikle Feniçka karakteri oldu. Toplumun 'kadın şöyle davranmalı, sınırları bu olmalı' gibi dayatmalarına hiç aldırış etmeyen, kendi doğrularıyla yaşayan çok özgür ve güçlü bir ruh. Onun bu bağımsız tavrı karşısında Max karakterinin yaşadığı o şaşkınlık, hayranlık ve bocalama hallerini okumak çok keyifliydi. Yazar, kadın-erkek ilişkilerindeki o görünmez çekişmeleri, dostlukla aşk arasındaki incecik çizgiyi o kadar sade ve gerçekçi bir dille anlatmış ki. ​İnsan psikolojisini yoran değil, aksine su gibi akıp giden bir dili var.
FeniçkaLou Andreas-Salomé · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20169,5bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·1025 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
​Bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine başladığım Karamazov Kardeşler sonunda bitti... Başlarken kitabın kalınlığından ve o meşhur ağırlığından dolayı yalan yok biraz gözüm korkmuştu. Ama sayfalar ilerledikçe arkadaşımın ne kadar haklı olduğunu ve neden herkesin bu kitaba "dünyanın en iyi romanlarından biri" dediğini çok iyi anladım. ​Kitap dışarıdan bakıldığında bir baba cinayetini ve bir miras kavgasını anlatıyor gibi durabilir. Ama aslında o cinayet sadece bir bahane. Dostoyevski bu ailenin üzerinden resmen insan ruhunun röntgenini çekmiş. Ortada gerçekten sevilmesi imkansız, kötü bir baba ve birbirinden tamamen farklı karakterlere sahip kardeşler var. ​Kardeşlerin her biri aslında içimizdeki farklı bir duyguyu temsil ediyor gibi hissettim. Dmitri içimizdeki dizginlenemeyen tutkuyu ve öfkeyi, İvan sürekli her şeyi mantığa oturtmaya çalışan sorgulayıcı aklımızı, Alyoşa saf iyiliği ve vicdanı yansıtıyor. Bir de Smerdyakov var tabii, onu atlamak olmaz; o da içimizdeki o karanlık, sevgisiz büyümüş ve kine dönüşmüş tarafın ete kemiğe bürünmüş hali gibiydi. Kitabı okurken sık sık durup "Ben olsam ne yapardım?" ya da "Acaba hangisi haklı?" diye kendinizi sorgularken buluyorsunuz. Özellikle İvan ile Alyoşa'nın o derin sohbetleri insanı resmen kendi hayatı üzerine düşünmeye zorluyor. ​Kitabın dili korktuğum kadar ağır değildi ama olaylardan çok karakterlerin iç dünyasına ve diyaloglara odaklandığı için sindire sindire okunması gereken bir eser. Hızlıca bitirilecek bir roman değil, sabır isteyen ama bittiğinde insana "İyi ki okumuşum, bana çok şey kattı" dedirten gerçek bir başyapıt.
Karamazov KardeşlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202545,4bin okunma
Puan vermedi·280 syf.··
2026 3. kitabı
Kitabı kapattım ama hala o final sahnesini düşünüyorum.. ​Şunu net söyleyeyim: Ahmet’in o bitmek bilmeyen anlatımları, her şeyi en ince ayrıntısına kadar tarif etmesi başta sabrımı biraz zorladı. Yalan yok, bir ara "Tamam Ahmet abi, konuya mı girsek artık?" dediğim, kitabı elimden bırakasım geldiği yerler oldu. Detaylarda boğulmayı sevmeyenler için ilk bölümler biraz yorucu geçebilir. ​Ama o yavaşlığın içinde insanı içine çeken bir gizem var. Başta klasik bir cinayet davası gibi başlıyor ama olay bir noktadan sonra bambaşka bir yere bağlanıyor. Okurken sürekli "Katil şu mu, bu mu?" diye karakterleri sorguluyorsunuz ama hikaye sizi hiç tahmin etmediğiniz bir noktaya götürüyor. ​Özellikle o sonu... Hiç beklemediğim bir yerden geldi. Kimin aslında kim olduğunu anladığım an gerçekten çok şaşırdım. Livaneli okuyucuyu hazırlıksız yakalamayı çok iyi biliyor. Başlardaki o ağırlığa sabretmenize kesinlikle değiyor.
Kardeşimin HikayesiZülfü Livaneli · İnkılap Kitabevi · 2024126,7bin okunma
Puan vermedi·520 syf.··
2026 1. kitabı
Açık konuşayım, kitabı bitirdiğimde bir süre öylece durup "Ben az önce ne okudum?" dedim. Eğer ilk 50-100 sayfada hiçbir şey anlamayıp "Nereye gidiyoruz biz?" dediyseniz korkmayın, yalnız değilsiniz. Okuması gerçekten sabır istiyor ama bittiğinde "iyi ki okumuşum" dedirten çok başka bir dünyaydı bu. ​Kitapta aslında birbirine hiç benzemeyen üç farklı hikaye iç içe geçmiş ve bir şekilde birbirine bağlanıyor. Bir yanda 1930’ların Moskova’sında ortalığı birbirine katan bir Şeytan ve o meşhur, tramvaya binmeye çalışan arsız kedisi Behemoth var. Kitabın en eğlenceli ama bir o kadar da kafa yakan kısmı burasıydı bence. Diğer yanda ise Kudüs'te geçen, İsa’nın idam kararını veren Vali Pilatus’un o bitmek bilmeyen vicdan azabını okuyoruz. En sonunda da tüm bu karmaşanın ortasında, sevdiği adam için cadı olup süpürgeyle uçmayı bile göze alan Margarita ile Usta’nın aşkına geliyoruz. ​Başlarda olaylar çok kopuk gelse de okudukça yazarın aslında insanların gerçek yüzünü, hırslarını ve en önemlisi korkaklığı nasıl anlattığını anlıyorsunuz. Kitapta asıl meselenin kötülükten çok korkaklık olması beni çok etkiledi. Vali Pilatus aslında kötü biri olduğu için değil, doğru olanı yapacak cesareti bulamadığı için o bitmek bilmeyen azabı çekiyor. O meşhur "El yazmaları yanmaz" sözü ise insanın inandığı doğruların ve düşüncelerinin hiçbir baskıyla yok edilemeyeceğini o kadar güzel anlatıyor ki... ​Eğer her şeyi mantığa oturtmaya çalışan, "her şey hemen netleşsin" diyen biriyseniz başta çok zorlanabilirsiniz. Hikaye bildiğimiz anlamda bir sonla bitmiyor, karakterlerin o günlük dertlerden kurtulup bir şekilde huzura ulaştığı bir yerde veda ediyoruz onlara. Kendinizi o karışıklığın, konuşan kedilerin ve gökyüzünde uçan kadınların akışına bırakırsanız bu kitabın tadı gerçekten başka.
Usta ve MargaritaMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202510,2bin okunma
Çoğu İnsanın Hayalini Kurduğu Bir Kitabevi...
Puan vermedi·288 syf.··
Beğendi
·
2025 32. kitabı
Hwang Bo-reum’un 'Hyunam-Dong Kitabevi' ile tanıştığımda, kitabın kapağı bile bana huzur verdi. Okuduktan sonra anladım ki, bu kitap sadece bir hikaye değil, yorucu hayatımızda bize bir mola verdiriyor. ​Hikayenin ana karakteri Yeongju, herkesin "başarı" dediği kariyerini bir anda bırakıp Seul’ün küçük, sakin bir köşesinde bir kitabevi açıyor. Bu, dışarıdan bakıldığında başarısızlık gibi görünebilir ama aslında onun kendi hayatını yeniden inşa etme, kendine bir mola verme çabası. Kitabevi, onun için sadece bir iş yeri değil; duvarlarını kitaplarla ördüğü bir sığınak. ​Kitap, bu sığınağa giren insanların hikayeleriyle zenginleşiyor. Her biri kendi derdiyle boğuşan, kimisi ne yapacağını bilemeyen, kimisi sadece sakinlik arayan insanlar. Özellikle kitabevinde çalışan baristanın hikayesi, şimdiki gençlerin ne istediğini bilememe ve kendini keşfetme sancısını çok iyi yansıtıyor. Yeongju, dert çözmek yerine, insanlara sadece kendilerini iyi hissetmeleri için alan ve zaman tanıyor; kitap önerileriyle, sohbetleriyle veya sadece sessizlikle... ​Yazarın dili çok sakin, akıcı ve sade. Zorlamadan, abartıdan uzak bir anlatımı var. Kitapta büyük olaylar, nefes kesen maceralar beklemeyin. Bu kitabın gücü, o küçük anlarda, o sıcacık sohbetlerde saklı. Bana göre kitap, çok hızlı yaşamamız gerektiğini eleştiriyor ve bize tek bir şey fısıldıyor: Dur, yavaşla ve ne okuduğunu hisset. ​Eğer hayatınızda bir duraklama noktasına ihtiyacınız varsa, kendinizi yorgun hissediyorsanız veya sadece iyi hissettiren, umut veren bir hikaye okumak istiyorsanız, Hyunam-Dong Kitabevi sizin için doğru adres. Okurken sanki Seul'deki o küçük kitabevinin ahşap masasında oturmuş, sıcak kahvenizi yudumluyormuş gibi hissedeceksiniz. ​Peki sizce, hepimizin böyle bir sığınağa ihtiyacı var mı? Hayatınızda
Hyunam-Dong KitabeviHwang Bo-reum · Athica Yayınları · 202415,2bin okunma