Eğer 19.yüzyıldan önceki kadınlar her yazmak isteklerinde ve kendilerine bir köşe bulduklarında onları yarım saat sonra bir ev işi kovalamasaydı, yemekleri hazırlansaydı, çocukları ağladığında bir başkası baksaydı, yazdıkları sadece kendi çevresinde görebildikleri olmasaydı, gezecek paraları olsaydı çok daha erken çağlarda yazmaya başlarlardı.
Erkekler onlara sürekli ,sadece erkeklerin desteklediği şekilde, kadınların bir mal olduğunu ve kendine ait paralarının, odalarının olmasının gereksiz olduğunu söylemeseydi yazmaktan korkmazlardı.
Yazma isteği ile tutuşan bir kadının kucağına bir az sonra soyulması için patates koyulduğunda bir roman kurgulayacak kadar zamanı kalabilir miydi? Yazmak işi kapanıp ya da gezip, ortaya çıkması uzun süren bir iştir.
Jane Austen Aşk ve Gurur’u yazdığı salonda kim bilir kaç kez bölünmüş ve saklanmak zorunda kalmıştır. Aslında o şanslı olandı ve hem eğitim gördü hem de evlenmek gibi bir zorunluluğu olmadı. Yine de özgürce yazmak için çok çabaladı.
Bana göre Woolf şunu demek istiyordu:
Bir yazarın nitelikli eser çıkarabilmesi için önce cinsiyetsizleşmesi gerekir. Hem kadın hem erkek gibi düşünmelidir. Hem ağaç hem de toprak olabilmelidir. Fakat bunu bir kadının yapabilmesi için önce erkeğin hakları ile eşit haklara sahip olması lazım. Hem odası hem de parası olmalıdır, tıpkı bir erkek gibi kendine zaman ayırabilmeli ve düşünceleri aşağılanmamalıdır.
Erkeklerin birbirinden destek alıp kadını aşağılaması, kadınların birbirlerinden destek alması ile azalmıştır ve 19.yüzyılda kadınlar artık ciddiye alınmaya başlamıştır.
Erkeklerin pek çoğu kadını hor görmek düşüncesizliğinden sıyrılmıştır.
Woolf’un tamamen erkekleri suçlamadan bu işin yanlışlığından bahsetmesi ona hak vermemek için erkeklere hiçbir kapı bırakmıyor. Bu eserin sadece