“Hangi yönden baksanız, o sınıf farkı belası duvar gibi insanın önünde dikiliyor. Daha doğrusu, taş duvar değil de, bir akvaryumun cam çeperi gibi. Onu görmezden gelmek ne denli kolaysa karşı tarafına geçmek de o denli zordur.”
Orwell için pek çok kişi “insanlığın sadece karamsar yönlerini görmüştür” der. Oysa Orwell, gerçeklere gözünü kapatamamış, olan bitene susmamış bir yazardır.
Wigan İskelesi Yolu da burjuvalar tarafından iki üç cümle ile geçiştirilen işçi sınıfının müşkül hayatını ele almıştır. Özellikle Orwell, Hindistan’da geçirdiği polis memurluğu yıllarında gördüğü, yaptığı işlerden sonra büyük vicdan azapları duymuştur.
Hindistan’a gitse yüksek sınıfa ait olacak fakat İngiltere’de en alt sınıfta yer alan beyazın, maden işçilerinin arasına karışır. Baskı gören bir sınıfta yaşayarak onları anlamak istemiştir ve bunu belki de beş yıl boyunca yaptığı işkencelere karşılık bir günah çıkarma gibi görmüştür.
Kitap bahsi geçen bu ekonomik durum iki açıyla ele alınmıştır. İlk açıda Wigan şehrinin mimari yapısını, işçilerin maaşını, işsizlik maaşını, yaşam koşullarını irdelemiş ve aldıkları para ile mecburi giderlerini karşılaştırmıştır. İnceleme yaparken paragraflardan şehrin kokusunu, madenin sıkışıklığı hissetmek mümkün. Yazar, işçi sınıfının konserveden oluşan beslenme alışkanlıklarını da eleştirmiştir ve taze sebzeden bile pahalı olan bu ürünü yerken sağlıklarına zarar verdiklerini söylemiştir. Aynı zamanda yazın işsiz kalan maden işçilerinin yapacak hiçbir işleri olmaması da onları ekonomik olarak işsizlik maaşına bağımlı hale getirmiştir.
Kadınlara ev işi ve ev ekonomisi öğretmek üzere şehre gelen tuzu kuruları ise gülünç bulmuştur.
İkinci açıda ise burjuvaların işçi sınıfına karşı tutumunu ele alan ve sosyalizmin artı-eksi yönlerinden bahseden yazar, çözümü