İradesiyle harikalar yaratan Fatih in beldesinde hala sihre inananlar,kaderini piyangoya bağlayan aileler,vahşi boğuşmalardaki zaferleri alkışlayan genç nesiller ve her yabancı kültürün meddahı ve esiri körpe dimağlar dolaşıyor.
Milli maarif,diploma bezirganlığından,barem idealinden,yedek subaylık hevesinden,özel okullardan,ezberlenmiş bilgiler harmanından,teknik gönüllülüğünden kurtulmuş;ilmi,tekniği,ferdi ve içtimai menfaatlerin,diploma derecesinin ve üniversite saltanatlarının esiri olmaktan kurtarmış; hakikati,hayatın gayesi ve Allahın sevgilisi yapmak saadetine ermiş maariftir.
Kurandaki selamet ihtirasından,Kurandaki ebedi hayat aşkından bize ne kaldı?Otomatik hareketler,zevkli vaadler,ürpertici tehditler ve kurnaz bezirgan hesapları değil mi?
Kimse inanmıyor ve kimse şüphe etmiyor. Şüphe etmeyenin imanı olur mu?Bu hususta gençlikte hocanın imanı birbirine benziyor.İnsan şüphenin ateşiyle içi oyulmamış bir ağaç olarak kaldıkça ne kadar ölüdür!
İnaçların sonsuz hayal ve tasavvurlar yaratabileceğine inanmayan bir nesil elbette dini edebiyat yaratamaz ve sanatı,duyuların serbest çalışmasıyla meydana gelen bir eser zanneder.
Lakin cemaat mutlaka tapınmak istiyor.Ruhunu kaybedince maddeye tapıyor.Üç asırdan beri din adamları İslam ın ruhunu kaybederek dinsiz şeriatçıların tertiplediği hareketlerle şekillere tapınmışlardı.