Buğra Karakaya

Buğra Karakaya
İnsanlardan bir insan...
Matematik Öğretmeni
Ankara Üniversitesi/Lisans
İstanbul
29 okur puanı
Kasım 2017 tarihinde katıldı
Ders kabus haline gelmiştir; neşve ile doldurucu bir ziyafet ve şenlik değil; diploma arzusu ve istikbal endişesiyle çekilmesi mukadder bir dert, taşınacak bir yük, dolacak bir çile...
Tarih
Reklam
Mektebe gelince; o artık ne mabet, ne yuva, ne de ocaktır. Sadece ders odalarının bütününden ibaret bir devlet dairesidir.
Tarih
Çöl, evsiz ve duvarsız mekân; çöl, akıl ve hesap dışı zaman... Çöl, susuzluğun ve fırtınaların savruk karargâhı; çöl, yıldızlar altında hüzünlü gecelerin ahı... Çöl, kum zerrelerinden örülen yatak; ve çöl, birbirine karışan siyah ile ak... Her şeyi kuşatan erişilmez nimet; belki hususi nasiplere el veren ganimet... Hafakanların arasında gül yetiştiren gece, ne ki benim şarkılarımda yalnız iki hece. Gül ile çöl... Çöl ile gül... Çöl içinde bir gül, gül kokusunda bir çöl... Derinliği ve sonsuzluğu anlatan da nezaketsizliği Kaf Dağı'na atan da o... Gül... Boğulan, daralan ve sıkılan dünyanın ferahı; bekleyen, hisseden, yenilenen anın felahı... Çöl... Eski doğrulardan ve eskitilmiş yanlışlardan gül goncasını kurtaran; solmayan rengi ve yanılmayan hakikatiyle gülü saran... Biri, kumlara İlahi iradenin vurduğu mühür; diğeri Arş kaleminden dünyalık bedene nakşedilen ömür... Çölün bağrında ivazsız, garezsiz yetişen bir gül ve İlahi sırlarla sorgusuz sualsiz pişen bir gönül... Çölün kavurdukça kavuracağı ve Cemal-i Mutlak'a Habîb eyleyip duracağı... Fıtratında olumsuz ne varsa kumlarda savruldukça savrulacak olan, sonunda insanlığın sancılarına tabib olacak olan...
Sayfa 105 - Kapı·Kitabı okudu
Derviş Yunus' dan yüzümüzü gülümseten bir ders daha...
Molla Kasım' dan... ""Baban gözlerini son defa açtığında önce bana bakıp gülümsedi, ardından başını o dervişlerden yana çevirdi ve "Haydi sor!" dedi. Hepimiz o dervişe baktık. İçinden sormak geçmişti besbelli. Gayet terbiyeli sordu: "Hey azizler azizi Yunus Emrem! Şiirleriniz ?!.." "Sevgili için söylenmiş sözlerdir, Sevgiliye hediyedir." "Kaç adettir hiç bilir misiniz?" Herkesten çok ben şaşırıp kaldım. Tomarını yırtıp yaktığım zaman kulağıma çalınan üç bin rakamı dışında kaç adet şiir söylediğini hiç düşünmemiştim. Kendisinin de düşündüğünü veya saydığını zannetmiyordum. Çünkü o bir şiir demiş olmak için şiir demiyordu; o bir kalbe girmek için şiir diyordu. Onun şiiri sanatı için değil imanı içindi. Onun şiiri insan için, sevgi için, hoşgörü için, insanlık içindi. İrşadın yolunu şiirde bulmuş, şiir bütün sözlerden uzun yaşadığı için nasihatlerini şiir biçiminde söylemişti. Yine de herkes merakla onun vereceği cevaba dikkat kesildi. Derviş, galiba "Sevgili'ye hediyedir." kısmını anlamamış olmalıydı ki hâlâ "Kaç adettir?" merakını gidermek üzere cevap bekliyordu. Ulular ulusu Yunus hazretleri o vakit hafifçe gülümsedi. Sonra eliyle "Hiç saymadım ki!" dercesine bir işaret yaptı ve vecd halindeki meclisi titreten o cümleyi söyledi: "Sevgiliye gidecek hediyeyi saymak yakışık almaz, öyle değil mi?" O sırada dervişlerden yedi tanesinin de, birbirlerinden habersiz, cübbelerinin içinde gizliden gizliye çekmekte oldukları tespihlerin iplerini koparıverdiklerini çok sonradan öğrendim.""
Sayfa 359 - Kapı Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Çalışma
Çalış genç arkadaşım çalış,namerde muhtaç olmak ölmekten beterdir.
Eğitim