Bilinmelidir ki, aç kalmaya veya az gıda almaya gücü yetenler için, çok gıda almaktan ise aç kalmak, her bakımdan beden için daha elverişlidir. Söylediğimiz gibi, temiz ve düzgün olma hususunda beden ve akıl üzerinde bunun tesiri vardır.
Şüphe yok ki, insan nefsi bir şeyle ülfet edince, ülfet ve ünsiyet ettiği şey, onun cibilliyetinden ve tabiatından bir parça haline gelir, çünkü insan nefsi bir çok renge girer, riyazet ve tedricilik yolu ile aç kalma nefsin itiyadı haline gelince, artık bu husus onun tabiî bir âdeti haline gelmiş olur.
Malum olsun ki, bahiskonusu bolluğun beden ve bedenin çeşitli halleri üzerindeki tesiri açıktır. Hatta bu durum din ve ibadet konularında da kendini gösterir. Görüyoruz ki, ister çölde ve çorak topraklarda yaşayanlardan olsun, ister şehir ve kasaba halkı olsun, kendilerini açlığa alıştırıp (hazz, zevk ve) lezzetlerden uzak durarak geçim sıkıntısı içinde yaşayan (mütekeşşif) kişiler, bolluk ve refah içinde bulunanlardan daha güzel bir dini yaşayışa sahiptirler, ibadete daha fazla düşkündürler. Hatta dindar insanların şehir ve kasabalarda az olduğunu görmekteyiz. Şehir ve kasaba halkı umumiyetle, bol bol has buğday, katıklık ve et yediklerinden derin bir gaflet içinde ve kalbi katı olurlar. Bundan dolayı âbidler ve zâhidler özellikle gıdalarını asgariye indirerek geçim sıkıntısı içinde yaşayan bedevi ve göçebe halka mahsustur,