Buğra Acar

Buğra Acar
@BugraAcar
Nasılsa insanım? Nasılsa insandım! Okumak ve gezmek olası birsey. Peki kendini modernlik içinde sanıp da eli kitap yerine para desteleri taşıyanlara ne demeli ?
Minibüste sorduğun sorunun yanıtını artık biliyorum. Gerçeği küçükken bağırmak, büyüdükçe fısıldaşmak, en sonunda da susmak... Bizi gerçekte sağır eden şey işimize gelmeyeni duymamaya alışmak... İnsanı sessiz kalmaya zorlayan nedir? Yaşımız ilerledikçe susmamız gerektiğini öğrensiğimiz anlar. O anların her birini eziyetle tecrübe etmiş hayatlarımız var. Ta en derinlerimiz de ise ceza diye odaya kapatılmış, bağıra çağıra konuşan çocuklar var. Doğru cevabı bilenler de onlar.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Döndüm. İstiklal Caddesi'nin sol kaldırımında, Galatasaray'a doğru iniyorum. İçimde, içimin derinliklerinde kara yağız, kuru bir "Öğretmen Ali" irtica, yobazlık, yokluk, gerilik gibi birbirinden kara karanlıkların içinde, elinde "Köy Enstitülerinden” bilmem hangisinin verdiği bir çıra, bir zeytinyağı kandili, pek pek küçük bir idare lambası, karanlıklal gücünce aydınlatmaya çalışıyor. Bir de büyük şehirlerimizin, elindeki bilmem kaç voltluk ampullerini karanlıklara sıkıp, karanlıklarla savaşmaktan yılgın, sözüm ona aydınlarını düşünüyorum. Bir dost böyleleri için bir gün, "Diploma koleksiyoncuları!” demişti. Düzenli kültür, sonunda diploma güzel şey. Güzel şey ama, o güzel  şeye ulaşmış mutlu insanların yurtlarına, yurttaşlarına olan sorumlulukları elbette büyük. Yoksa, bir eleştirmenimizin, kendi kendini yetiştirmiş, yurduna romanlarıyla faydalı olmaya çalışan romancı bir arkadaşımız için dediği gibi, "Akılsız” derse... Ona da şöyle karşılık verilir elbette: "Aklın varsa daha iyisini sen yap!"
Sayfa 79 - EVEREST YAYINLARI·Kitabı okuyor
Burada bir an durmak isterim: Beş Romancı Tartışıyor kitabındaki "Olumluluk”, "Olumlu tip”ten kastım buydu işte. Genc de ısrar ediyorum, yalnız romanlarımıza değil, yurdumuza, yırdumuzun kalkınmasına çalışacak bu Oğretmen Ali'ler gibi "Olumlu” tipler lazım. Hem de öyle lazım ki! İnsanlarımızın anadan doğma kabiliyetsiz, aptal, aylaklığ zanaat edinmişliklerini ileri süren acayip fikirlere katılmıyorum. Bizim insanlarımız da, dünyanın öbür insanları kadar kabiliyeth, çalışkan, gözü açık ve güçlüdürler. Elverir ki, onlan anlayan "Oğretmen Ali”ler, namuslu Öğretmen Ali'ler kollarım sıvasın. Selam olsun benden bütün Türkiye, hatta bütün dünyadaki Oğretmen Ali'lere!
"Okuryazar mısın?” "Bakma buna evendİ, nirden okuryazar olacam? Benimki, eh işte, iki cızzık bir bızzık. Adam okula gitmeden belliye mi bilir?" "Şimdi artık okuma yazma belleme kolaylaşıyor. Yedeksubaylar köylere yayılıyorlar. Köylüye okuma yazma belletecekler. O zaman köyünüzde oturur, okuma yazmayı güzelce bellersiniz.” Pehlivan sertçe döndü: "Belledik. Sonra?” "Nasıl sonra?” "Okuma yazma belliyene epmek virecekler mi?" "Öyle ya,” dedi kara kuru. "Okuma yazma karnımı doyurmalı ki...” "Canım,” dedim, "o başka, o başka, insan okuma yazma bellerse aklı daha iyi işler. Gazete okur, memleket meselelerinden haberli olur, oyunu vereceği zaman kime, niçin vereceğini bilir. Az şey mi bunlar?” Pehlivanın kafasına girmiyordu besbelli; "Epmek... ” dedi. "Epmek, Epmeksiz okumayı neyleyim ben?
Sayfa 67·Kitabı okuyor
Vay anasını.... Ben kimdim. İstanbul'da, Beyoğlu'na çıkan ara sokaklardan birinde kim kime? Üniformasız herkes ama herkes " Yalova Kaymakamı" dır burada. Ötekiler de ilk arkadaşları gibi davranınca, bir zamanların parti ya da hükümetleri adına halkın nabzını yoklamaya çıkan " nabız mütehassısları" ndan koca göbekli biri edasıyla sordum: "Ne dikiliyorsunuz burada?" Şaşırdılar, korktular, birbirlerine suçlu suçlu baktılar. İlk sarı benizli, en gençleri kekeledi. "Heç... Öyle..." " Nasıl heç öyle! Heç ne demek? Hiç desene!" Soldaki kara kuru: Diyemez evendi.,. "Niye diyemiyormuş?” "Köylüyük de hanı, dilimiz dönmez de..." "Köyünüzden kalkıp, dönmcycn dilinizle İstanbul'a ne diye geldiniz? Şimdiye kadar hiç sözc karışmayan, pehlivan yapılılar, "Ah evcndi ah,” dedi. "Niye gelindiğini sen nırdcn bilecen?" Biri bırakıp biri alarak dertlerini dökmeye başladılar: "İstanbul'da yıkım, yapım çok didilerdi de..." "Tevatür didilerdi... ” "Gözleri çıksın, bizi yurdumuzdan, yuvamızdan ittiler!" "Meğer devir, devran değişmiş...”  Şeytan dürttü, sordum: "Peki, Kurucu Meclis, Anayasa Tasarısı hakkındaki fikriniz Birbirlerine tuhaf tuhaf baktılar. "Ha?” dedim.
Sayfa 58·Kitabı okuyor