Döndüm. İstiklal Caddesi'nin sol kaldırımında, Galatasaray'a doğru iniyorum. İçimde, içimin derinliklerinde kara yağız, kuru bir "Öğretmen Ali" irtica, yobazlık, yokluk, gerilik gibi birbirinden kara karanlıkların içinde, elinde "Köy Enstitülerinden” bilmem hangisinin verdiği bir çıra, bir zeytinyağı kandili, pek pek küçük bir idare lambası, karanlıklal gücünce aydınlatmaya çalışıyor. Bir de büyük şehirlerimizin, elindeki bilmem kaç voltluk ampullerini karanlıklara sıkıp, karanlıklarla savaşmaktan yılgın, sözüm ona aydınlarını düşünüyorum.
Bir dost böyleleri için bir gün, "Diploma koleksiyoncuları!” demişti.
Düzenli kültür, sonunda diploma güzel şey. Güzel şey ama, o güzel şeye ulaşmış mutlu insanların yurtlarına, yurttaşlarına olan sorumlulukları elbette büyük. Yoksa, bir eleştirmenimizin, kendi kendini yetiştirmiş, yurduna romanlarıyla faydalı olmaya çalışan romancı bir arkadaşımız için dediği gibi, "Akılsız” derse...
Ona da şöyle karşılık verilir elbette:
"Aklın varsa daha iyisini sen yap!"