Evet, kasketinden, poturundan, yemenilerinden, daha çok da bıyığının kesilişinden akıyordu taşralılık. Laciverdi soluk kasketinin altında, makineyle tıraşlı başı, saçları... Saçları bembeyazdı. Vardı şöyle böyle ellisinde. Güzel yurdunu bırakıp da ne diye gelmişti sanki buralara? İstanbul gibi büyük güzel şehirde yaşamak, Beyoğlu'nda, Adalar'da gezip tozmak, yazın plajlarında yıkanmak, bir kelimeyle, İstanbullu olmak için mi?