Küreselleşme, milli değer ve kültürlerin yok olduğu, yerini evrensel sistemlerin aldığı bir yapılaşma değildir. Deyim yerindeyse Batı ile batıda buluşmaktır.
"Bir imparatorluk sonrası devlet olan Türkiye hala kendi kimliğini yeniden tanımlama süreci içinde bulunmakta ve üç yöne çekilmektedir: Modernistler onun bir Avrupa devleti olmasını arzu ediyorlar ve bu nedenle Batı'ya bakıyorlar; İslamcılar Ortadoğu yönüne ve bir Müslüman topluluğuna yönelip güneye bakıyorlar ve tarihsel bilinçli milliyetçiler ise Hazar Denizi havzası ve Orta Asya'nın Türk Cumhuriyetleri halklarının üzerinde bölgesel olarak egemen bir Türkiye için yeni bir misyon görüyorlar ve doğuya bakıyorlar."
Kemalist sistem, büyük çapta millileşmemiş Enderuni aydınların görüş ve düşüncelerine sınırlamalar getirmiş, hatta bunların Akdeniz diasporasına dayalı "Anadolu'nun biraz Frigya, biraz Lidya ve biraz da İyonya olan" anlayışına karşı, tamamıyle "Türklük" tezini ileri sürmüş, Türk Dil ve Tarih Tetkik Cemiyetlerini kurarak, bu anlayışını kanıtlamaya çalışmıştır.
Toynbee, "Bir toplum yaratıcı azınlığı yitirdiği zaman, taklitçi unsurların eline geçer ve İç Proletarya durumuna düşer" diyordu. Yaratıcı azınlık, farklı kültürler arasında karşılaştırma yapan, zararlı ve yararlı unsurları eleştirel bir zihniyetle analiz eden bir gruptur.
Nitekim II. Mahmut, tarihimizde ilk kez: "Biz Batı uygarlığına mensubuz" diyen sultandır. İlk kılık kıyafet devrimini de gerçekleştiren de odur. Askerlerden ve memurlardan cepkeni, kaftanı, entariyi, şalvarı, potini, kavuğu, külahı yasaklayan; setreyi, pantolonu (redington) pelerini, siyah derili potinleri ve fesi getiren de yine II. Mahmut'tur. Hatta sakallar bile onun zamanında kırpılmıştır. Bu biçimsel çizgide gerçekleştirilen batılılaşma modeli, cumhuriyet döneminde de sürdürülmüştür. Kemalist sistem -ki ana felsefesi Ziya Gökalp'ten kaynaklanmaktadır- çağdaşlaşmayı, Batılılaşma biçiminde algılamıştır. Kemalist sisteme göre, çağdaşlaşma batılılaşma demektir. Günümüz kültür değişmesi açısından böyle bir yaklaşım eleştiriye açıktır. Modernleşmeyi, batılılaşma ile eşdeğer tutmak, aynı zamanda bütün değerlerin batıdan geldiğini kabul etmek demektir. Oysa uygarlık alanları teorisi göstermektedir ki, batı uygarlığı bir sentezdir. Ünlü bilim tarihçisi George Sarton'a göre: "İslam olmasaydı Rönesans gerçekleşmezdi." Bu nedenle, batı uygarlığının kökeninde öteki uygarlıkların derin etkisini aramak gerekir.