Caddedeki kalabalık beni sıktı. Ben ikide birde böyle oluyorum, bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen de hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret filan değil... İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile... Sadece bir yalnızlık ihtiyacı. Öyle günlerim oluyor ki etrafımda küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum. Taşıp dökülecek kadar kendi kendimi doyurduğumu hissediyorum. Kafamda, hiçbir şeyle değişilmesi mümkün olmayan muazzam hayaller, bana her şeylerden daha kuvvetli görünen fikirler birbirini kovalıyor... Fakat sonra birdenbire etrafımda bana yakın birini arıyorum. Bütün bu beynimden geçen şeyleri teker teker, uzun uzun anlatacak birini.
Umut dolu yazıların yazarı olabileceğimi düşünmedim ve düşlemedim hiçbir zaman. Biliyorum, ahenkli bir kasvet var üzerimde hatta biraz da dramalar kraliçesiyim de denebilir ama günün sonunda ben, beni kabullenişimle ünlüyüm kendi evrenimde.
Eğlenmek için sadece cumartesileri vardı; pazar günleri pazartesiye fazla yakın oldukları için çok sevilmiyordu, pazartesiler haftanın güneş sistemindeki dev kütle çekimli çökmüş yıldızlardı sanki.
1945 ile 1960 arasında Ford otomotiv şirketinin başkanlığını yapmış olan Henry Ford II ile Birleşik Otomobil İşçileri Sendikası'nın efsanevi başkanı Walter Reuther arasında geçtiği rivayet edilen bir hikaye vardır. İkisi birlikte otomatize araba üretim fabrikasını gezerken, "Walter" demiş Ford alaylı bir dille, "sendika aidatlarını bu robotlardan nasıl toplayacaksın?" Reuther de Ford'a dönüp, "Henry," demiş, "peki ya sen arabalarını bu robotlara nasıl satacaksın?"
Bir gün bir güvercin Tanrı'dan istekte bulunmuş: 'Ben uçarken hava hızımı kesiyor, ilerleyemiyorum. Havayı yok etmeni istiyorum.' Tanrı, bu isteği duyup kabul etmiş. Fakat güvercin, kanatlarını ne kadar çırparsa çırpsın uçamamış. Bir güvercin, sadece hava direnci olduğunda uçabilir. Uğruna mücadele edecek bir hedefi olmayan özgür düşünce, vakumlu bir tüpte kanat çırpan güvercine benzer. Uçması mümkün değildir.