Nobel ödülü alan kitabı oldukça ilginç buldum. İçerisinde 3 farklı anlatım var. Kahramanımız Yonghe, fakat sırasıyla kocası, eniştesi ve ablasının gözünden kitabı okuyoruz. Onlar nasıl görüyorlarsa bize de öyle aktarıyorlar. Sade giden hayatında Yonghe gördüğü rüyaların etkisiyle vejetaryen oluyor. Aynı zamanda ev işleri ve kocası ile ilgisini de kaybediyor. Zayıflıyor ve sürekli üzerindeki kıyafetleri çıkarmak istiyor. Bu durum evliliğinin de bitmesine sebep oluyor. Sonra eniştesi ile yaptığı sanatsal çalışmaları okuyoruz. Çiçeklere olan ilgisi hayatını yönlendiriyor. Bu kısımlar ahlaksızca olsa da Yonghe’nin psikolojisini de anlamamızı sağlıyor. Ve sonra ablası devreye giriyor. İki kardeşin evliliklerinde nasıl mutsuz olduklarına üzülüyoruz.
Aslında hayatı anlamsız olan Yonghe kendini insan yerine koymayan çevresinin de etkisiyle bitki olmak istiyor. Çiçek açmak istiyor. Mutlu olmak istiyor. Ve artık hiçbir şeye ihtiyaç duymuyor. Bitkiler gibi su içerek fotosentez yaparak yaşayacağını düşünüyor. Kaldığı hastanede bu şekilde insanlığına son vermeye çalışıyor. Ablasının kardeşine ne olursa olsun sahip çıkması çok anlamlı. Yaşadıkları kolay değil. Bu sebeple en çok da ablasına üzülüyoruz.
Yemek yemek istemeyen bir insana ağzına yemeği zorla sokarak yedirmeye çalışılması zorbalık. Önce babasıyla sonra da doktorlarla yaşıyor bunu Yonghe. Belki ona şefkatle yaklaşsalardı bitki olmak yerine insan olmayı severdi.