Carl onun tepkisini "patolojik" ve "orta sınıf" şeklinde yorumladığında Joan ne kavga etti, ne de savunuya geçti. Bunun yerine, şöyle dedi: "Benim duygularım, bana ait. Senin bu kadınla ilişkin bana büyük bir acı veriyor ve bu yüzden bu işin sona ermesini istiyorum. Bu, yüzde doksan dokuz benim sorunum olabilir, ama ben bu soruna rağmen ilişkimiz hakkında olumlu düşünmeyi başaramıyorum." Joan konumunu kesin ve kararlı bir tutumla savunuyordu.
Joan'in yaşadığı duygusal acıyı netleştirmesi Carl'ı da kendi önceliklerini açıklığa kavuşturmaya yöneltti ve onun için en önemli öncelik Joan değildi. Araştırma asistanıyla ilişkisini bitirmeyi reddetti. Joan uzun bir kişisel karmaşa döneminden sonra kesin tavrını koydu ve şöyle dedi: "Bu ilişkiyi sürdürürsen, seninle ilişkimi sürdüremem." Bunu tehdit etmek ya da duygusal bir şantaj yapmak amacıyla değil, ne yaşadığını anlatmak için söylemişti. Carl tepki vermedi ve yaşamına eskisi gibi devam etti. Bunun üzerine Joan ondan, evden ayrılmasını istedi. Kısa bir süre sonra Carl, Joan'i tamamen terk etti ve araştırma asistanının yanına taşındı.
Joan çok acı çekti ama üstlendiği konumdan hoşnuttu. Carl'ı yitirmişti belki, ama kendine saygısını korumuştu. Joan'in yaptığı doğru muydu? Joan, Joan için doğru olan şeyi yaptı, ama başka biri daha farklı bir şey yapmayı seçebilir, ya da ne yapacağını bilemeyebilirdi.
"Öfkemizi ihtiyaçlarımız, değerlerimiz ve önceliklerimizi belirlemek için bir rehber olarak kullanırken sandığımız kadar açık olmadığımızı keşfedersek, bu bizi gerilime sürüklememeli. Önemli bir ilişkide sürekli öfke ya da acı hissetmemiz, benliğimizden çok fazla şey feda ettiğimizi ve üstleneceğimiz yeni konum ya da önümüzdeki seçenekleri kafamızda netleştiremediğimizi gösteren bir işaret olabilir. Netlikten yoksunluğumuzu
KESİN BİR TUTUM BENİMSEMEK
Öfkeyi etkili bir biçimde kullanmayı öğrenmek, sorunlarımıza yol açtığını ve bizi mutsuz ettiğini düşündüğümüz diğer kişiyi suçlamaktan; diğer insanları değiştirmenin bizim işimiz olduğu fikrinden; onlara ne düşünmeleri, ne hissetmeleri ve nasıl davranmalan gerektiğini söylemekten vazgeçmeyi gerektirir. Ama bu, her davranışı kabul edeceğimiz anlamına gelmez. "Yaşa ve yaşat" tutumu aslında, ilişkide bizim için neyin kabul edilebilir ve istenebilir olup olmadığını belirleyememişsek, benliğini kaybetmiş bir konumda olduğumuzu gösterebilir.
..
Öfkemizi kendimiz hakkında bildirimlerde bulunmak üzere kullandığımızda güçlü bir konuma gelmiş oluruz, çünkü kimse bizim duygu ya da düşüncelerimizi tartışamaz. Bunu yapmaya kalkışabilirler belki, ama karşılık olarak onlara kendimizi savunmak için mantıklı açıklamalar sunmamız gerekmez. Bunun yerine, şöyle diyebiliriz: "Bu sana delice ya da mantıksız görünebilir ama ben durumu böyle görüyorum." Ama tabii, diğer kişinin davranışını bizim istediğimiz şekilde değiştireceğinin de garantisi yok.
Öfkeyi benlik hakkında daha çok bilgi sahibi olmak için kullanmak, benim Susan konusunda yaptığım gibi kendimizi irdelememizi ve uzun psikolojik açıklamalarda bulunmamızı gerektirmez. İlişkimizdeki uzun süreli sorunları belirlemeseydim, ablama ondan öneri istemediğimi söyler ama bunun nedenini bilmezdim. Bu öykünün özü, Susan'ın kendini nasıl yönetmesi gerektiği konusunda istenmeyen bir otorite gibi davranmak yerine, öfkemi kendi isteklerime dayalı bir talebi belirtmek için kullanmış olmam.
"Öfke bizi kendimiz hakkında daha çok, diğerleri hakkındaysa daha az uzman olmaya yönelttiğinde, bir değişim aracı haline gelir."